21 Ekim 2012 Pazar

Dr.Erhan Özer:İYİLEŞMEYECEK HASTALIK YOKTUR-ŞİFA SENDE !


Mutlaka herkesin  özelikle şeker,migren v.s kronik hastalığı olanların okuması gereken bir kitap.
Bir doktor tarafından bu kadar detaylı enerji tıbbı ve zihnin hastalıktaki rolünü farkedip yazmış olması gerçekten muhteşem geldi.
Özellikle doktor hayatı boyunca sistemi ve neden kronik hastalıkları çözemediğini
sorgulamış ve çözümünü aramış.Aradıkçada pek çok şeyi keşfetmiş.


Kitapta doktorun anastesiziden akapunktura ordanda bütünsel tıp anlayışına giden yolculugunu detaylarıyla anlatmış.
Özellikle bilimsel içeriği,deneyimleri,regulasyon blokajı,akapunkturun ve bioenerjinin hücre ve organlardaki etki mekanızması,doğal yaşam,hastalıkta zihnin rolü,bütünsel tıp anlayışı v.s gibi yazıları müthiş gerçekten.Özellikle doktorların okuması ülkemizdeki tıp anlayışının bir an önce değişmesi gerekiyor.Bu şekilde öncü insanlar oldukça bilim çevreleride bazı gerçekleri görecektir diye umuyorum.Enerji v.s inanmayan reddeden yoksayan bir doktor bile bu kitabı okuduktan sonra aynı kalamaz diye düşünüyorum.


Kitap Hakkında:


Gerçek bir tıp doktorundan, ruhunuzdaki ve bedeninizdeki iyileşme gücünü keşfederken sağlığınızı, kilonuzu, hayatınızı daha iyi yönetmenizi sağlayacak eşsiz bir başvuru kitabı...

Vücudu hasta eden temel neden: asitlenme... Asitlenmeden kurtulmak için yenmesi gereken gıdalar... Hastalıkların kaynağı olan duygusal çatışmalar... Kanserle değil korku ile savaş... protein diyetlerinin zararları...Ve iyileşmeye giden yolda bilmemiz gereken her şey...

"Merak etme, iyi olacaksın!"

Hastaların doktorlarından duymayı bekledikleri ilk cümle bu değil mi sizce de? iyileşmeye ilk adım. Bütün ilaçlardan önce verilmesi gereken ilk doz şifa!
Çünkü hasta olan beden bu hastalığı iyileştirme gücüne de sahip.
Ve bütün hastalıklar, bedenin bize "içimizde" yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna dair gönderdiği mesajlardan ibaret.

Dr. Erhan Özer Şifa Sende ile işte bu büyülü iyileştirme gücünün kodlarını çözüyor. Okurlarını "yeni çağ tıbbı" mucizesi ile tanıştırırken bütün hastalıkların iyileşme sürecine girmesini sağlayacak "şifa formüllerini" açıklıyor.

"Her zaman için ortadan kaldırılabilecek bir acı, artık hiç umudun kalmadığı düşünülen anlarda bile, kumaş gibi dokunulabilecek bir umut ipliği vardır. Bugün iyi bir doktor, hastasının sadece bedenine değil aynı zamanda ruhuna nüfuz etmeyi başarabilen, hastasıyla empati geliştirebilen ve kendi bilgisinin berraklığını kaybetmeden hastasının psikolojik yükünü paylaşabilen bir doktordur. O doktorlardan olan Erhan Özer kansere veda yolculuğumun önemli kilometre taşlarından biridir."

Dida Kaymaz, Kansersiz Yaşam Derneği Başkanı

Kanserden diyabete, obeziteden kemik erimesine bütün hastalıklar iyileştirilebilir!
Bu iddialı tezin sahibi Dr. Erhan Özer sağlık ve tıbba bakışınızı kökten değiştirecek, çığır açacak şifa formüllerini Şifa Sende kitabında anlatıyor.

Şifa Sende gerçek bir tıp doktorundan, ruhunuzdaki ve bedeninizdeki iyileşme gücünü de yadsımayan, sağlığınızı, kilonuzu, hayatınızı daha iyi yönetmenizi sağlayacak eşsiz bir başvuru kitabı…
Bütün hastalıkların bedenin bize “içimizde” yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna dair gönderdiği mesajlardan ibaret olduğunu söyleyen Özer, hastalığı var eden bedenin onu iyileştirme gücüne de sahip olduğunu söylüyor. Şifa Sende okurları yeniçağ tıbbı ve frekans tedavisi ile tanıştırırken günümüzün çok tartışılan konularında da ezber bozan tezler öne sürüyor.

Kitapta yer alan ve çok önemli açılımlar yaratacak görüşlerden bazıları şunlar:

• Dukan, Karatay gibi PROTEİN diyetleri vücuda zarar veriyor.
• Hastalığı yaratan temel etken ASİTLENME’dir…
• Kadınların can düşmanı SELÜLOİT aslında hayat kurtarır.
• Asıl zararı KOLESTEROL değil kolesterol ilaçları verir.
• Kazalar, zehirlenmeler, yaralanmalar dışındaki tüm hastalıkların gerçek nedeni DUYGUSAL ÇATIŞMALARDIR.
• Kanser değil kanserle başlayan KORKU öldürür.


Beden ve ruh sağlığını yeniden kazanmak için frekans kartları hediyesiyle sunulan kitap hakkında, kansere karşı verdiği mucizevi savaşta kazanan taraf olan, Kansersiz Yaşam Derneği Başkanı
Dida Kaymaz şunları söylüyor:


‘Bugün iyi bir doktor hastasının sadece bedenine değil aynı zamanda ruhuna nüfuz etmeyi başarabilen, hastasıyla empati geliştirebilen ve kendi bilgisinin berraklığını kaybetmeden hastasının psikolojik yükünü paylaşabilen bir doktordur. O doktorlardan olan Erhan Özer kansere veda yolculuğumun önemli kilometre taşlarından biridir. ‘

ISBN: 978-605-09-1043-8
Sayfa Sayısı: 266
Ebat: 14×21 cm
Yayın Tarihi: Eylül 2012
Sayfa Sayısı: 266
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap
Yazar:Erhan Özer
Kaynak : Doğan kitap
D&R adresi

12 Ocak 2011 Çarşamba

Sağlık ve Hastalık




Fiziksel olarak hastalandığımızda, hayata karşı yaklaşımımız, zihinsel ve duygusal dengemiz bundan kaçınılmaz bir şekilde etkilenir ve hayal kırıklığı ya da ümitsizlik hisleri içerisine gireriz. Aynı şekilde kendimizi üzgün, mutsuz ya da kızgın hissettiğimizde genellikle fiziksel olarak da ıstırap çekeriz: Başımız ağrır, midemiz bulanır ya da kaslarımız ağrır. Fakat mutlu ve neşeli olduğumuzda ise bedenimiz canlı, enerjik ve sağlıklıdır. Zihin ve beden arasında direkt bir ilişki vardır. Biri diğeri olmadan etkilenemez, Eylem daima düşünceyi izler ve biz ne düşünüyorsak o oluruz. Bu, hastalandığımızda ya da iyileştiğimizde ne olduğunu daha iyi anlamamız içinönemli bir noktadır.

Çağdaş insan hastalıklar karşısında şaşkına dönmüş durumdadır. Baş ağrıları, soğuk algınlığı, kabızlık hatta kansere bile o kadar alıştık ki bu türden rahatsızlıkların gerçekten ender olaylar olması gerektiğini unuttuk.Yine hastalık, yaşantımıza o denli derinden kök salmıştır ki, çok hatalı bir şekilde onu normal karşılar durumdayız. Pek çok operasyonlar geçiriyor, büyük miktarlarda ilaç tüketiyoruz, Ve öyle ki sağlık durumumuz sosyal tartışmaların ana konusu haline gelmiştir. Fiziksel sorunlardan, bizimle pek ilgisi yokmuş gibi ve neredeyse bize başkaları tarafından empoze edilmiş şeyler gibi bahsediyoruz. Bedensel güçlüklerimizi istenmeyen bir mal gibi taşıyor, yine de onlardan kurtulmayı istemi­yoruz. Hastalıklarla öylesine içli dışlı olduk ki onlarsız hayat, doktora gitmeden, reçeteyazdırmadan, şikayet edecek bir şeyimiz olmadan yaşamak bizi telaşa düşürüyor. Ulaştığımız noktada içgüdü ve sezgilerimizle olan temasımızı bütünüyle kaybetmiş ve hastalıkların Tanrı'nın buyruğu olduğuna inanacak, kontrolumüzün dışında olduğunu kabul edecek bir duruma gelmiş vaziyetteyiz. Sağlık, yalnızcajiyi bir kadere sahip görürken şanslı birkaç kişinin elindedir. Onlar acı çeken geri kalanlarımız gibi değillerdir!

Her ne kadar meselenin üzücülüğü meydandaysa da daha acı gerçek, sağlık ya da hastalıkla davranışlarımız ve hayat tarzımız arasındaki ilişkinin bilinip uygulanmasındaki kavrayış eksikliğinin görülmesidir. Zihin ve bedenin karşılıklı olarak birbirlerini etkilediklerini kabul etmediğimiz için ileriye doğru adım atamıyoruz. Sonuçta biz kendi bedenimiziz. Başka birisinin bedeni değiliz ve kendi bedenimizden ayrı değiliz. Beden vasıtasıyla kendimizi ifade ediyor ve çevremizdeki dünya ile ilişki kuruyoruz. Bedenimiz, bizim ifade aracımız olduğuna göre, neysek onu ifade edecektir. Bedenimiz hastaysa, bir parçamız hasta demektir. Hasta olmak bizden ayrı birşey değildir. Hastalık, varlığımızdaki bir dengesizliğin dışa vurumudur.

Zihnimizi mikroskobun altına koyamadığımız için onun yerine hücrelerimizi yerleştirdik ve sadece beden üzerindeodaklanarak zihin ve beden arasındaki bütünsel ilişkiyle olan temasımızı yitirdik. Örneğin, iletişim kurma, "içimizi dökme" ihtiyacı ile öksürüğümüz arasında bağlantı kuramıyoruz. Onun yerine öksürük şurubu alarak içsel çatışmamızı bastırıyoruz. Gerginlik ve omuzlarımızdaki yük hissini,içimizde uzun süre tuttuğumuz suçlulukla birleştiremiyoruz.

Bunun yerine zamanla, omuzlar bükülüyor ve sorunlanmıza geri dönüyoruz. Ve suç aynen kalıyor. Ya dakabızlığı, işleri oluruna bırakmaktaki yetersiz1iğimize veya doğal olmayışımıza bağlayamıyoruz. Bir müshil alıyor ve sabitleşmiş davranış kalıplarımız içinde yaşamaya devam ediyoruz , sonuçta direncimizi kaybedip hasta oluncaya kadar, korku veya endişe bizitüketip, canlıhkve enerjimizi yok ediyor.

Zihin ve beden arasindaki ilişki, aslında öylesine bütünleşmiştir ki, psikolojik ya da duygusal sebepleri bulunamayacak hemen hemen hiçbir hastalık yoktur. Bedenin farklı bölgeleri farklı psikolojik durumları yansıtır ve tüm varlığıınızı kapsayan sürekli bir enformasyon değiş tokuşu vardır:

Bugün hastalıkların zihinden kaynaklandığı konusunda tüm şifa uzmanlan birleşmektedirler. Fakat aynı zamanda zihnin pek çok seviyelerden oluştuğunu da hatırlamak gerekir. Bedenimizde her birinin kendi özel fonksiyonu olan farklı bölgelerden düşünüp hissettiğimiz fikrine dönersek, bunu anlamak kolaylaşır. Düşünce olarak verdiğimiz daima o anda bedenimizde sıktığımız bölgeye geri dönüp yerleşecektir. O an hep bi­zimle yaşar; nitekim biz onu yargılanmızda, korkularımızda, illüzyonlarımızda hapseder ve özgür olamayız."

Hastalıklar günden güne artmaktadır, çünki yaşamımız giderek artan baskılar tarafından eş zamanlı olarak tehdit edilmektedir. Stres hastalığı azdıran en temel faktördür. Asabilik, öfke, endişe, ümitsizlik, korku, şok, hayal kırıklığı, kuruntu, keder, suçluluk, kin, nefret, depresyon, kararsızlık, baskı, yalnızlık, üzüntü, obsesyon, darılma, gürültü vs. gibi haller stres e sebep olur. Stres içsel gerilim oluşuncaya, kaslar sıkışıncaya kadar birikir. Sıkışmış kaslar kan akışını ve sinirlerin fonksiyonunu etkiler. Bunlar da sırayla salgı bezlerini etkilerler. Tüm fiziksel yapımızın düzenli bir biçimde çalışması, dolaşım, sinir ve hormonal sistemlerin işlevlerini uygun şekilde yerine getirmelerine bağlıdır. Bu düzen bozulmaya başladığında, fiziksel rahatsızlıklar baş gösterır.

Eğer stresin sebeplerini bulabilir, gevşemeyi geliştirebilir, zihni sakinleştirebilir ve iç huzur duygusunu keşfedebilirsek, o zaman kaslar rahatlatılabilir: Böylece sıkışmış damarlar ve sinirler serbest kalarak yeniden düzenli bir şekilde iş görürler. Salgı bezleri ve organlar öz gıdalarla yeniden beslenir ve sonuçta fiziksel iyileşme başlayabilir.

Hayal kırıklığı, öfke ya da suçluluk gibi duyguları mikroskobun altına koyamayacağımıza göre, tutucu tıp arızalı organ ve dokuları rahatlatmak ya da yatıştırıcılar ve anti depresanlar vermek suretiyle yardım etmeye çalışmaktadır. Bu aynen, tekrar olmayacağı umuduyla duvardaki bir çatlağı sıvamaya benzer. Sorunun gerçek sebebini halletmez. Sağlığın doğal bir şekilde meydana gelmesi için yapılan daha derin seviyede iyileştirme; stresi, stresin sebeplerini. ve meydana getirmiş olduğu etkileri ortadan kaldırmak demektir. Açıkçası tıp uzmanları ile şifacılar arasında oluşacak yakın irtibat, hepimiz için yararlı olabilir. İnsan yalnızca fizik beden değildir, sadece zihin olmadığı gibi. Varlığının tüm yönleri -zihinsel, duygusal, fiziksel ve spiritüel- bütünün sağlığı ile yakından ilgilidir.

Burada doğal şifa ile tutucu tıp arasındaki bir başka farkı. işaret etmek enteresan olacaktır: Bir doktor, hastasının rahatsızlığını anlatmasını isteyerek onu dirileyecek ve daha sonra insan bedeni hakkındaki bilgisine dayanarak sorunu teşhis edebilecektir. Oysa bir şifacı, hastalık ya da arızalı bölge hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadan sadece enerjiyi gönderecek ve bedene giren ruhsal enerji doğal bir biçimde zayıı bölgelere ulaşacaktır. Eğer işin içinde teşhis olsaydı, tedavi sorun üzerinde yoğunlaşacak ve sorunun esas sebebine derinlemesine temas edilmeyebilecekti. Semptomları teşhis etmemekle enerjiye, müdahalemiz olmadan çalışması için izin vermiş oluruz. İşleyen sürece güvenip sadece bir aracı rolü oynadığımızı kabulederiz. Böylece kişisel benliğimizi en az derecede işin içine katmakla daha etkili ve kapsamlı bir iyileşme elde ederiz.

Tutucu tıp şüphesiz bize yardım etmekte ve zaman zaman gerekli de olmaktadır. Ancak gerçek sebebi gidermeden, hastalığı sağlığa çevirmek ve daha derin iyileşme mümkün değildir. Bu şekilde enerji ve dürtü sağlandığında beden bütünüyle sağlığını yeniden kazanma yeteneğine sahiptir. Fakat meydana getirdiğimiz ve beslediğimiz mantal ve duygusal haller bu süreci engeller. Kendimizi tekrar bu tür bir tavırlanma ve bu tavrın sağlığımız üzerinde meydana getirdiği etkiler içerisinde buluveririz. Elbette hasta olmayı istemeyiz. O halde kimse bizi hasta edemez; hastalık yalnızca içimizden gelir. Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki bunu maksatlı olarak yapmıyor olabiliriz; fakat her şeye rağmen sebep bizdedir.

Yaşamımızdaki dışsal stresleriri fark edilmesi nis­peten kolaydır. Fakat stres yüklü düşünce formlarının fark edilmesi -kökleşmiş davranışlarımızın farkında olmadığımız için- o kadar kolay değildir. Farkında olsaydık, hiç birimiz aslında ıstırap çekmekten hoşlanmadı ğımız için onları sürdürmemiz de mümkün olmazdı. Aslında hastalık, kendimize karşı ne kadar sorumsuz olduğumuzu görmek ve kendimizi koruma ve sevme sorumluluğunu tekrar kazanmak için gerçek bir uyarı veren harika bir fırsattır. "Şifa, Yaradanımızla başlangıçta olduğu gibi bir olmak için 'bütünleşmek' demektir. İncil'deki 'günahlarımızdan kurtulup şifaya kavuşmak' sözüyle anlatılan budur. Günah; gerçekten sadece bir eksikliktir. bilgi eksikliği, uyku hali ve ihmaldir. Bu hayattan ötealeme böyle bir hal içinde geçseydik çok yazık olurdu."

Gevşeme (yoga ve t'ai chi ch'uan gibi teknikler yoluyla ve meditasyon Doğu'da günlük yaşamın olağan ve bütünleyici bir parçası olarak kabul edilir. Batı'da kolayca vazgeçilmemesine rağmen bu tür uygulamalar "uç" olarak nitelenir. Bizler Batı'da stres ve kanserden tutun, kalp hastalıkları, ülser, depresyon ve zihinsel dengesizliğe kadar varan pek çok hastalıktan mustarip durumdayız. Batı'ya 1960'larda gelen Doğu tradisyonları bizim için büyük bir lütuf olarak kabul edilmelidir. Gevşemeyi öğrenmezsek yaşadığımız stresler yakın zamanda büyük hasarlara yol açacaktır.

Zihin, alıcılık ve araştırıcılık haline yükseltilebilirse, o zaman ilerleme kaydedilebilir. Tedaviye gelme eylemi ilk adımdır. Bu, değişimin ortaya çıkması için bir arzunun belirtisidir. Fakat stresin sebepleri çok derin ve bizi çeşitli yönlerden etkiler vaziyette olabilir. Bu yüz den tedavi ile birlikte, bu içsel düşünce formlarının yüzeye çıkartılması ve tanınması için bir danışma gerekebilir. Bu çalışma, çözümsüz kalan sorunlar yüzünden hastalığın tekrarlamasını önler. Diğer yöntemlerle birlikte uygulanan karışık tedaviler (danışmanlık, psikoterapi, akupunktur. osteopati hatta tutucu tıp) fevkalade makbuldür. Amacımız uyum halinin yakalanmasıdır. Araçlar çeşitli olabilir. Hiçbir yol diğerinden daha iyi ya da daha kötü değildir. Hepsi farklıyönlerden iş görür ve birlikte çalışarak bir bütünü oluştururlar.

Beklentiler

Kendi hastalıklarımızı kendimizin yarattığını kabul edebilme yeteneği, bir şifa tedavisinden neler beklediğimizi gösterir. Pek çok kimse bir mucize beklentisiyle gelir ve bir celsede iyileşemeyince hayal kırıklığına uğramış ve incinmiş bir şekilde gider. Bu tür insanlar mucizevi bir tedaviyi bulmak için büyük miktarda para ve zaman harcayıp, kendi içlerine bakmak için hemen hemen hiç zaman harcamayan insanlardır. Böyle bir durumda şifacı ne yaparsa yapsın hiçbir şey olmaz ve hastalık sürer. Alınan herhangi bir tedavi biçimi bize yalnızca yardım edebilir; iyileşme'yi sağlayamaz. Aynı zamanda bizim de sonuca ulaşmak, huzur halinin içimize işlemesineizin vermek, sağlığımız için sorumluluk duymaya açık olmak ve iç huzurumuzu sürdürmeye çalışmak için istekli olmamız gerekmektedir.

Şifanın en ilginç yönlerinden biri sorunun içsel sebebinin ne olduğunun çoğunlukla hasta tarafından bilinmeyecek olmasıdır (zaten şuurlu olarak bunu bilmesine gerek yoktur). Sorun görünürde şuursuz, daha derin bir düzeyde çözülür, Hasta belki de kolunda hissettiği bir ağrı sebebiyle tedavi için gelebilir. Uygulanan tedavi yoluyla ağrı hafifler ve sonuçta hasta gerilimden, endişeden ve hastalık korkusundan kurtulduğunu hissederek sakinleşir. Aslında ağrıya sebep olan stres, ağrı çekmekten duyulan stresten kurtulmakla kaybolur.

İlk tedavide genellikle sinir sistemini rahatlatan, zihinsel ve duygusal hallerimiz arasında bir dengelenme oluşturan, gevşeme, canhlık ve kanın temizlenmesini sağlayan bir enerjinin içimize aktığını hissederiz. Kaslar, dokular, lifler ve kemikler beslenir ve temizlertir. Bir sonraki celsede enerjinin daha derinlere işleyerek direkt olarak soruna yöneldiği görülür. İlk aşamada sağlanan sakinlik ve huzurla beden, iyileşme sürecini başlatmaya hazır hale gelecektir.

Bu söylenenler elbette mucizevi iyileşmeleriri olamayacağı anlamına gelmez. (Burada bir celsede aniden iyileşmeyi kastediyoruz.) Bu durum; genellikle hasta ilerlemeye gerçekten hazır olduğunda, içsel stresIerinden kurtulmuş olduğunda ve geriye sadece düzeltilmesi gereken küçük bir fiziksel dengesizlik kaldığında gerçekleşebilir. Böyle bir duruma tanık olmak gerçekten çok güzeldir. Ancak bu çok ender olur ve ne yazık ki şifacının çevresinde (medyanın da körüklemesiyle) kendilerinin de böyle mucizevi bir şekilde iyileşeceğini uman insanlar toplanır. Ve sonuçta hüsrana uğrarlar.

Deneyimler bize, böyle anı iyileşmeler olabilse de şifanın akümülatif bir süreç olduğunu öğretmiştir. Bedendeki rahatsızlık. 'çabucak iyileştirilebilen basit bir baş ağrısı olarak kendisini gösterebilir. Fakat daha sık olarak derinde yatan iç çatışmalar biçiminde ortaya çıkar.

Fiziksel iyileşmenin gerçekleşebilmesi için bu çatışmaların dengelenmesi gerekecektir. Eğer hastalık ilerlemiş ve şiddetli hasarlara yol açmış ise her zaman tam bir iyileşme sağlanamayabilir. Bununla beraber sağlık durumumuzun temelini davranışlarımız oluşturduğunagöre şifa, psikolojik ve zihinsel hallerimize değerli bir yardım ve enerji sunabilecektir. Davranışlarımızdeğiştiğinde genel bir mutluluk hissi gelişir. Ölüme yakm durumlarda korku yerini huzura bırakabilir. Buna yaşanmış bir olayla örnek ver­mek istiyoruz: Susan isimli bir hasta, kan ve kemik kanserine yakalanmıştı ve er geç ölecekti. Fakat tedavi gördükten sonra kendisinde dikkat çekici değişimler meydana geldi. Acımasız ve kederli kişiliği sevecen ve iyi niyetli bir hale dönüşmüştü. Saçlarının tekrar uzamaya başlaması ve beklenenden dört ay daha fazla yaşaması gibi fiziksel gelişmeler de olmuştu; ancak en büyük ilerleme onun davranışlarındaydı. Neşeli, pozitif bir halde,Tanrı'yla bütünleşme hisleri içerisinde öldü.

O kadar aşırı olmayan olaylarda hastalar, tedavinin fiziksel düzeyden daha süptil düzeylerde etkili olduğunu kabul etmeyebilirler. Fakat solunurnun sakinleştiğini, uykularının düzene girdiğini, günlük beslenmelerinin değiştiğini, eskisi kadar kolay sinirlenmediklerini fark etmezler. Hep, anında oluşan fiziksel gelişmeler bekliyoruz ve böylece diğer değişikliklere tedavinin doğrudan sonuçları kadar önem vermiyoruz.

Sınırlamalara Paydos

Davranış ve beklentilerimize bakarak düşüncenin gücünü görmeye başlayabiliriz. Düşünceler, eylemlerin öncüsüdür. "İsteyin, alacaksınız." Bir tedavi isteği sırasında, içeriye doğru açılır ve hastalığımızın sebeplerinden kurtulmak için niyetimizi belirtiriz. Bu, içsel düzeyde bir şeyler alabileceğimiz bir teslim oluştur. Eğer istekte bulunmazsak, kapalı kalır ve kendi sınırlandırmalarımız tarafından sıkıştırılırız. İstemek, almanın gerçekleşmesini sağlar.

Herhangi bir yerde uyumsuzluk hali yaratan bir enerji dengesizliği varsa şifa buna yardımcı olabilir. Aynı şekilde evlilik ya da insanlarla ilişkilerimize ait sorunlar (boşanmalardan kaçınılması, ailelerin yeniden birleşmesi) alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı (hastalarda bir kliniktekine benzer şekilde, bağımlılığın azalması semptomları görülebilir), şizofreni, epilepsi, depresyon, duygusal ya da psikolojik travmalar gibi zihinsel rahatsızlıklar (sinirsel enerjileri dengeleyerek) ya da insana ıstırap veren binlerce fiziksel şikayetten herhangi biri gibi pek çok hastalıklar şifa yoluyla iyileştirilebilir.

Kanser, zihinsel özür, romatizma, mahtipıl sıkleroz vb. gibi onulmaz kabul edilen belirli durumlar vardır. Bu, aslında tutucu tıbbın yetersizliğinden ve o hastalıkları bu şekilde etiketlernesinden dolayıdır. Fakat hayatın olduğu her yerde değişim olabilir. Hiçbir şey mutlak olarak aynı kalamaz. Bedenimizdeki hücreler sürekli ölür ve yenilenir. Böylece dönüşüm için daima fırsat mevcut olur. Bizim kendimize empoze ettiklerimizden başka hiçbir sınırlandırma'yoktur. Eğer iyileşebileceğimize yürekten inanırsak iyilesiriz. Düşünce tavrımız, hücresel yapımızı sandığımızdan çok daha fazla etkiler.

Hastalık, sıkışmış ya da sarsıntıya uğramış bir enerji halidir; sağlık ise serbest ve sakin bir enerji halini ifade eder. Aradaki fark açıktır ve eğer uygun olduğunu hissedersek hastalanmıza bunu ifade ederek yardımcı olabiliriz. Böylece bize ıstırap verebilecek dertler, pozitif bir ışık altında görülebilir. Artık hastalıklarımıza sabırla tahammül etmek durumunda değiliz. Enerjinin nerede ya da nasıl sıkışmış hale geldiğini gözleyerek, davranışlarımızın altında yatan unsurlan görerek ve daha huzurlu bir zihin hali geliştirerek kendimize yardımcı olmak için bir şeyler yapabiliriz. Neden hasta olduğumu zu bir görmeye başladık mı iyileşme yolu açılacaktır. Hastalık, hangi seviyede ve hangi derecede olursa olsun, olabilecek en olumlu şeydir. Çünki bize gelişim imkanı sunar.

Nüksetme

Stres ya da fiziksel sorunların nedeni çok derinlerde kök salmış sa o zaman tedaviden bir süre sonra -iyileşmiş gibi görünmesi ne rağmen- sorun tekrar ortaya çıkabilir. Bu, davranışlarımız nedeniyledir. Enerji serbest hale gelmiş, iyileşme gerçekleşmiş, fakat stresin tekrarlanması sorunu tekrar yaşatmıştır. Bu, şartları yineleyecek bir korku -onları yeniden yaratacak kadar büyük bir korku- yoluyla ya da o olmadan kayıp hissi duyulacak kadar kökleşmiş şartlar bulunduğunda olabilir. Hasta olma korkusuyla yaşayan ve bu yüzden sık sık hastalanan kişilere pek çok kez rastlamışızdır. Korku daima stres yaratır, stres ise hastalığa öncülük eder.

Her ne kadar bir tedavi etkili olabilse de, sonuçta sadece bir araçtır. Hasta, iyileşme sürecini kendi kendine meydana getirmek zorundadır. Fiziksel şartların iyileştirilmesi ve kendini iyi hissetmek resmin tümü değildir. Sağlığın normal ve doğal bir hale gelmesi için davranışlarımızı ve yaşam biçimimizi değiştirmek zorundayız. Sağlığın ve canlılığın sürdürulmesi tüm varlığımızla pozitif bir yaklaşım içerisinde olmamıza -lafla değil gerçekten- bağlıdır. Stres, yüzeysel düşüncelerimiz kadar varlığımızın daha derin, daha süptil yönleri tarafından da etkilenir. İçimizin derinliklerinde hala şüphe ve endişe pusuya yatmış beklerken, son derece pozitif davranabilir hatta düşünebiliriz!

Sağlıklı durumda olmak, büyük dürüstlük ister. İçsel korkularımızı kabullenmez ve her şey yolundaymış gibi yaparsak bunun acısını çekecek tek kişi biziz. Böyle olması gayet doğaldır, çünki pek azımız kendisini endişeli, suçlu ya da korkmuş bir şekilde göstermek ister. Herkesin bizi güçlü, sevecen ve güvenilir bir insan olarak görmesini ister ve kendimizi böyle inandırırız. Tekrar hastalandığımızda ise bedenimiz bize bu aldatmacayı hatırlatmaktadır. Davranış kalıplarımız, altlarında yatan anlamın ne olduğunu görünceye kadar, yaşamımızda kendilerini sürekli bir biçimde tekrarlayıp dururlar. Pek çoğumuz buna aşinayızdır. Kendimizi, felaketle sonuçlanan bir ilişkiden diğerine koşarken; her yıl düzenli olarak aynı zamanda hasta olurken; sürekli ev taşırken; belirli olayları izleyerek oluşan baş ağrıları içerisinde ya da bizi gerçek anlamda değiştirecek hiçbir şey bulamayacağımız pek çok terapistin kapısını aşmdırırken görebiliriz .. İçsel değişikliğeaçık olmadan göreceğimiz- herhangi bir tür tedavi de (tutucu ya da alternatif) aynı şekilde sonuçlanacaktır. Hiç kimse bizi hasta edemeyeceği gibi kurtaramaz da.

14 Kasım 2010 Pazar

Gözler ve kendi kendine iyileştirme Sistemi

Leo Angart Danimarkalıdır ve 1970’lerin başından beri Hong Kong’da yaşamaktadır. Çeşitli ülkelerde danışman ve eğitmen olarak Nöro-Lenguistik Programlama, Hipnoz ve Pranik Şifa konularında hizmet sunmaktadır. BBC Channel 4, CNN International, Channel 7 Australia gibi kanallarda çalışmasını aktarmıştır.

Görmek bize doğanın sunduğu en değerli armağandır. ‘Size bir krallık vereceğiz, buna karşılık hangi duyularınızdan vazgeçersiniz’ deseler, herhalde görme en son vazgeçeceğiniz duyunuz olurdu.

Görmek basittir. Gözünüzü açar ve görürsünüz. Ama zamanla işler karışır ve bu değerli armağanı kaybetmeye başlarsınız. Neden bu kadar çok insanda görme bozukluğu var hiç düşündünüz mü? Bu konuda çalışmalar başlayalı 200 seneyi geçti. Uzman kişiler ise, yaş ilerledikçe gözlerin bozulduğunu, gözlük kullanmaktan başka yapacak şey olmadığını ve göz bozukluğu ilerledikçe gözlüğün de uygun aralıklarla değiştirilmesi gerektiğini savunurlar. Karamsar bir tablo ama neyse ki doğru değil.

Bu yüzyılın başlarında William H. Bates (1860-1931) isimli New York’lu bir göz doktoru görme alanının sürekli değiştiğini keşfetti ve doğal görme biçimini irdeleyen çalışmalar yaptı. Bu, Bates’in yaşlılık dolayısı ile kendisinde oluşan hipermetrobu (Presbyopia) iyileştirme çabalarının bir ürünüdür. Bates hayatı boyunca çeşitli göz hastalıkları karşısında çok kısa sürede başarıya ulaştı. Örneğin 1903 yılında okul çocuklarının miyop olmasını engelleyen basit bir teknik geliştirdi. 1912’de bu tekniğin New York’daki okullarda yaygınlaşmasıyla miyop çocuk sayısı %6’dan %1’e indi. Ama hala acaba neden bu kadar çok çocuk gözlük kullanıyor? Tıp dünyasında, Dr. Bates’in çalışmalarının hakettiği ilgiyi görmediği kanısındayım. Amerikalı yazar Aldus Huxley, Bates Metodu ile göz bozukluğunu iyileştirdi ve yaşadıklarını 1975’de yayınladığı ‘Görme Sanatı’ isimli kitabında dile getirdi. Mier Schuider isimli doğuştan kör bir genç adam, Bates Metodu ile görmeye başladı. Hayatını Bates Metodunun yayılmasına vakfeden Dr. R.S. Agarval Hindistan’da ‘Mükemmel Görme Alanı Okulu’nu kurdu ve katarakt, hipermetrop, astigmat, miyop... binlerce hastaya şifa dağıttı.

Ben 26 sene gözlük kullandım. Daha sonra bazı insanların uzun egzersizler sonucu görmelerini iyileştirdiklerini öğrendim. Batı kültüründe yetişmiş biri olarak çabuk sonuç almak isteyen bir yapım vardı. 1993’de (Richard Bandler ve John Grinder’in yazdığı) ‘Trance-formations, Neuro-Linguistic Programming and the Structure of Hypnosis’ isimli bir kitap elime geçti. Bu kitabın 166. sayfasında hipnozla bir hastayı beş yaşına döndürdükleri ve hipnoz süresince hastanın görme işlevinin mükemmel olduğu yazıyordu. Daha sonra hastayı bu özelliğini koruyarak bugüne getirip hipnozu bitirdiklerinde hasta iyileşmişti.

Bu o kadar heyecan vericiydi ki ben de hemen bu işi yapabilecek bir hipnozcuya başvurayım dedim ama böyle birini bulamadım ve iyileşmek için başka çareler aramaya başladım. Çeşitli imgeleme (visualization) teknikleri denedim. Bu çabalarımdan ancak %25’lik bir fayda gördüm. İmajinasyon ve imgeleme, William Bates’in 100 yıl önce farkına vardığı gibi gerçekten önemli faktörler.

Beni çok etkileyen bir başka araştırma da MPD (‘multiple personality disorder’ – çok kişiliklilik) üzerine yapılan bir çalışmadır. Şikago’da bir psikiyatrist hipnoz ile MPD hastalarının farklı kişiliklere girmesini sağlayabiliyordu. Bu deneylerde aynı kişinin görme bulgularının o sıradaki kişiliğine göre değiştiği keşfedildi. Daha sonra filmi de çevrilen ‘Three faces of Eve’ isimli romanın kahramanı Chriss Sizemore, o sırada içinde bulunduğu kişiliğe göre astigmat, hipermetrop veya renk körü oluyordu. Bir MPD hastası diabetik bir kişilikte iken insuline gereksinim duyarken, diabetik olmayan bir kişilikte ilaca hiç ihtiyaç göstermiyordu.

Gözün şekli ve tansiyonunda oluşan değişiklikler ölçülebilir. Aynı fiziksel yapının, içinde bulunulan ruhsal duruma göre farklı fiziksel bulgular vermesi, bu tür problemlerin çözümünün de zihinsel olduğunu düşündürüyor. Bu araştırmalar bizi yaş ilerledikçe görme kaybının normal olduğu inancını sorgulamaya itiyor.

1980’li yılların başlarında Choa Kok Sui ile tanıştım ve ‘Pranik Şifa’ (Pranic Healing) dünyasına adım attım. Pranik Şifa yöntemi ile gözlerdeki statik (durağan) enerjiyi normal enerjiye çevirebiliyorsunuz. Bir hafta günde 2 saat bu yöntemi denedim. Önceleri gözlüksüz öğle saatlerine kadar idare edebiliyordum. Bir haftanın sonunda ise artık gözlüğe hiç ihtiyaç hissetmiyordum. O gün bugündür de gözlük kullanmıyorum.

Bu seminerde siz de doğal görmeyi keşfedeceksiniz. Ben, kimsenin gözlük, lens gibi aygıtlara ihtiyacı olduğuna inanmıyorum. Ayrıca doğal görme yeteneklerinize tekrar kavuşmanın birden fazla yolu var. Önemli olan rahatlamayı öğrenmek ve dünyayı olduğu gibi görmek.

Hipnoz, NLP (Nöro-Lenguistik Programlama) ve Pranik Şifa deneyimlerim nedeniyle bu seminer, orijinal Bates Metodunun ötesinde, oldukça zengin bir kapsama sahip. Ben görmenin zihinsel kısmını şu dört elemanın bir dengesi olarak değerlendiriyorum :

• İmgeleme : Meditasyon / rahatlama
• İnanç : Hayatınızın bir döneminde görmek istemediğiniz ya da size çok aykırı gelen şeyler görmüş olmak, kısıtlayıcı bazı inançların gelişmesine yol açabilir. NLP bu konuda çok etkin ve hızlı yöntemler sunmaktadır.
• Enerji : Pranik Şifa ile görme sisteminizdeki statik (durağan) enerji kısa sürede size canlılık veren bir enerji biçimine dönüşebilir. William Bates, gözlerin kapatılarak yüzün güneşe çevrilmesini önerir. Ancak günümüzde bu amaçla kullanılabilecek çok çeşitli enerji kaynakları vardır.
• Fiziksel egzersiz : Gözlük taktığınızda göz kaslarınız daha az kullanıldıkları için zayıflar ve Bates egzersizleri gibi egzersizlerle tekrar güçlendirilmeleri gerekir.
Benim görme konusunda oluşturduğum temel varsayımlarım şunlar :

1. Görmenin % 90’ı zihinseldir. Gözler sadece duyu organlarıdır. Gerçek görme olayı, beynin arka tarafında, iki görüntünün üst üste düşerek üç boyutlu bir görüntü oluşturmasıyla gerçekleşir.
2. Doğal olanı iyi görmektir. Hepimiz mükemmel görme yeteneği ile doğarız. Görme özürlü doğanlar % 1’in altındadır. Kırsal alanlarda ve doğaya daha yakın yaşayan toplumlarda sağlıklı görme oranı çok yüksektir.
3. Görme öğrenilir. Yeni doğan bebekler önceleri dünyayı bulanık görürler. Görme ilk gelişen duyulardan biridir. Göz ameliyatı geçiren yetişkinler de buna benzer bir deneyim yaşarlar.
4. Görme alanımız enerji seviyemizi gösterir. Dr. Bates doğal görüşün sürekli değiştiğini farkeden ilk bilim adamıydı. Artık herkes yorgunluğun görme üzerindeki olumsuz etkisini biliyor.
5. Görme, bizden kaynaklanır ve bize geri döner. İçsel bir duyu olarak, görmenin metafizik yönü görmemizi etkiler. Jacques Lusseyran (fransız yazar, filozof, direnişçi) çocukluğunda bir kaza sonucu gözlerini kaybetti. Gözleri tamamen tahrip olmuşken, kazadan kısa bir süre sonra hala görebildiğini farketti. Lusseyran, bandajlar açıldıktan sonra yaşadıklarını ‘And There Was Light’ (‘Ve Işık Vardı’) isimli otobiyografisinde anlatır.
6. Görme, neyin görülüp neyin görülmemesi gerektiğine ilişkin inançları yansıtır. Neyi görmenin uygun olduğu hakkındaki inançlar değiştiğinde, görme bozukluğu da önemli ölçüde iyileşir. Bunlar çoğunlukla, bir nedenle gelişmiş ve bilinç altına yerleşmiş tepkilerden kaynaklanır. Görsel eğitimin bilinçaltı ile uyumlu ilerlemesi sonucu gözler doğal durumlarına geri dönerler.
7. Egzersizle kaslar yenilenir. Gözlük veya lens kullanılması nedeniyle zayıflayan göz kaslarının egzersizle kendilerini yenilemeleri sağlanır.

Sizleri, doğal, berrak görmeye kavuşma yolculuğumuza bekliyorum.
Leo Angart
www.vision-training.com

Gözler Dış Müdahale Olmadan İyileşebilir mi?" Sorusunun Cevabı
Gözlük ve lensten bağımsız olarak net görmenin bir yolu varmış, hem de ameliyatsız… Fakat ben bunu 15 yıl boyunca gözlük ve lens taktıktan sonra öğrendim. Bunu öğrendiğimde inanılmaz yoğun duygular yaşadım. Önce heyecanlandım, sonra çok ama çok sevindim, sonra da inanmakta güçlük çektim. Bize doktorların anlattıklarıyla tamamen ters bir şeydi bu.. Gözlük takmazsan göz bozukluğunun ilerleyeceği ve gözlüksüz iyileşmenin mümkün olmadığı anlatılmıştı yıllarca. 15 senelik bir göz bozukluğu geçmişimden sonra, kendi kendine iyileşme üzerine yaptığım internet ve kitap araştırmaları beni bu harika habere kavuşturdu. William Bates adında çılgın bir tıp doktoru neredeyse 100 yıl önce, gözlüğün insan gözünü tembelleştirdiğini, göze hiçbir fayda sağlamayacağını, aksine zarar verdiğini fark etmiş. William Bates gözlüklerin sadece takıldığı an net görmeyi sağladığını ve görme kusurlarını tedavi etmediğini her aklı başında insan gibi gözlemlemiş. Kendi gözlerinde de hipermetrop (yakını görememe) olduğu için, kendi gözlerini iyileştirmekten yola çıkarak Bates metodunu bulmuştur. Bu metotla göz kusurları kısa bir zamanda tamamen düzeltilebiliyor. Tuhaftır ki, bulduğum bilgilerin hepsi İngilizceydi. Bu konuda yazılmış birçok kitap ve web sitelerindeki bilgiler olmasına rağmen hiçbir Türk doktoru bu bilgileri insanlarla paylaşmamış. Bu metotla iyileşen binlerce insan var fakat bu metot maalesef, dünyada da fazla bilinmiyor.


William Bates’in keşfettiği şey; göz bozukluklarının, gözdeki kasılma ve gerilimden kaynaklandığıdır. Çocuklukta veya yetişkinlikte herhangi bir bunalım, sıkıntı, gerginlik durumunda, gözde oluşan bir gerilim gözün normal görüşünün bozulmasına yol açıyor sonra çeşitli nedenlerle o bozukluk devam ediyor. Gözler, harika fakat çok hassas organlar. Bu yüzden herhangi bir olumsuz duygu, göz kusuru oluşmasına neden olabiliyor, fakat işin garip tarafı şu ki, göz kusuru oluşsa bile, tekrar kendi kendine düzelebiliyor. Tabii bundan habersiz olan doktorlar hemen gözlük veriyorlar insanlara. Gözlük ise, bu görme kusurunun sabitlenmesine ve daha da kötüye gitmesine sebep oluyor. Şöyle ki, eğer bana gözlük verilmeseydi de, rahatlama egzersizleri bile önerilseydi, ben uzun yıllar gözlük takmak zorunda kalmayacaktım.

Bir gün okulda ders sırasında, bir öğrenci ağlamaya başladı. Sonra yanına gittim ne olduğunu sordum. Meğerse tahtayı göremiyormuş, bir anda her şey bulanıklaşmış onun için ağlıyormuş. Hemen yanına oturdum ona gözlerini ve zihnini rahatlatacak bir kaç şey yaptırdım. 5 dakika sonra çocuk net görmeye başladı. Diyorum ki, eğer o çocuk hastaneye götürülseydi, bundan sonra gözlük takan biri olacaktı. Buna benzer sayısız örnek yaşadım küçük çocuklarla ve hepsi çok çabuk iyileşti.

Göz ile ilgili daha önceki yazılarımda paylaştıklarımı uygularken gözlüklerinizi veya lenslerinizi çıkarınız. Gözlük ve lensleri çıkarmadan yapılacak çalışmalar olduğunda zaten bunu belirtirim. Belirtmediklerimde ise mutlaka onları bir kenara koyarak uygulamaları yapınız.

Gözlerinizle ilgili çalışmalar yaparken, kendinize ait bir oda, evinizin bahçesi, evinizin balkonu, bir park ya da dere kenarı gibi kendinizi rahat hissedeceğiniz ve huzurlu bir şekilde kalabileceğiniz bir mekanda olmanız çalışmalarınızın verimini 4-5 kat arttırır. Hatta çalışmalar sırasında huzurlu ve sakin bir müzik de dinleyebilirsiniz. Bu da sizin daha çok gevşemenizi ve rahatlamanızı sağlayacağından, yine çalışmalarınızın verimi artar.

Ayrıca çok önemli bir noktayı daha paylaşmak istiyorum. Eğer göz numaranızın düşmesini veya gözünüzdeki başka bir rahatsızlığın (glokom, retinayla ilgili problemler, katarakt…) iyileşmesini istiyorsanız gözlüklerinizi veya lenslerinizi 1 numara kadar düşük olanlarıyla değiştirmelisiniz. Zaten şöyle mantıklı bir şekilde düşünürseniz, bunun ne kadar doğru olduğunu anlayacaksınız. Hem numaranızı düşürmek isteyip hem de aynı numaralı camları kullanmaya devam ederseniz gözlerinizin iyi gören bir hale gelmesini nasıl bekleyebilirsiniz ki? Beyninize iyi göremiyorum sinyali verip de gözlerinizin iyileşmesini sağlayamazsınız. Ancak düşük numaralı camlarla da görebildiği sinyalini verirseniz beyniniz ve bedeniniz bunu kabul eder ve gözlerinizi bir an önce iyileştirmek üzere harekete geçerler. Zaten 2 hafta içinde emin olun gözleriniz yeni gözlük numaralarına alışacak ve onlarla da iyi görmeye başlayacaksınız. Tabii bu arada göz alıştırmalarını yapmaya da devam edeceksiniz.

Önemli bir şey daha: gözlüklerinizi sadece net görmediğinizde yapamayacağınız işler için kullanın. Yani bilgisayarda çalışırken, film izlerken, tahtaya bakarken, araba kullanırken gibi… Diğer zamanlarda gözlüklerinizi çıkarın ve çok kısa bir zaman sonra gözlüksüz de yeterince net görmeye başlayacaksınız. Ben gözlüklerimi ilk çıkardığım da her şey sisli ve bulutlarla sarılmış gibiydi ve görüntüler gerçekten berbattı. Çünkü her iki gözümde de 5 numara miyop ve 2 numara astigmat vardı. Yine de sabrettim ve günümün büyük kısmını gözlüksüz geçirmeye devam ettim. Biliyordum ki gözlükler benim koltuk değneklerimdi. Onlara o kadar alışmıştım ve onlarsız görebileceğimi öylesine unutmuştum ki, onları bir dakika bile çıkarmak beni korkutuyordu. Yine de sonunda o koltuk değneklerini attım ve sadece gerçekten onlara ihtiyaç duyduğumda taktım. Sizlerden de yapmanızı istediğim şey bu.

Deneyin ve kendi gözlerinizle görün. Bu deneyim gerçekten neşe verici bir deneyim olacak sizin için. Güzel gören gözler dileğiyle…




Hidroterapi (Su terapisi) -Ferahlık ve Tazelenme Hissini Gözlerinize Yaşatın

Kendinize ait rahat bir odada veya evinizin bahçesinde yani sakin ve huzurlu bir yerde bu çalışmayı yapmanız gözleriniz için çok verimli ve rahatlatıcı olacaktır.

İki cam kap alın ve birine sıcak su, diğerine ise soğuk su doldurun. Yalnız sıcak su elinizi içine rahatça sokabileceğiniz kadar sıcak olmalıdır. Gözlerinizi yakacak kadar sıcak olmamalıdır. Soğuk suyu ise musluktan doldurup içine 5-6 tane buz atın. Şimdi de iki tane küçük havlu alın ve birini sıcak su kabına, diğerini de soğuk su kabına daldırıp biraz bekleyin. Yanınıza da çalışmanın sonunda yüzünüzü kurulamak ve yüzünüze hafif hafif masaj yapmak için bir tane de kuru ve temiz havlu alın.

Şimdi sıcak su dolu kaptaki havluyu sıkıp düzleştirin ve iki gözünüzü, elmacık kemiklerinizi ve alnınızı örtecek şekilde yüzünüze koyun. Gözlerin üzerine ellerinizle baskı yapmadan, sadece havluyu yerleştirin. Derin derin nefes alarak ve yavaş yavaş bu nefesi vererek havludan gözlerinize gelen ılıklığı hissedin ve bu ılıklığın keyfini sürün. Yaklaşık 30 saniye havluyu tutun ve sırtınız, boynunuz dümdüz ve dik olacak şekilde oturun. Bu çok ama çok önemlidir. İçinizden gözlerinizin her geçen gün daha parlak gördüğünü ve rahat olduğunu belirten cümleler söylemeniz de gözlerinizi daha fazla rahatlatacaktır.

Şimdi de soğuk su kabının içindeki havluyu alın ve suyunu sıkıp havluyu düzleştirin. Havluyu daha önceki gibi gözlerinizin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 30 saniye beklettikten sonra, sıcak su kabındaki havluyu alın ve sıktıktan sonra hiç beklemeden gözlerinizin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 30 saniye bekleyin ve soğuk su kabındaki havluya geçin. Bu döngüyü toplam 5 dakika yapın. Her seferinde, gözlerinizdeki serinlik ve sıcaklık sonrasında oluşan rahatlamayı, ferahlamayı hissedin ve tadını çıkartın. Gözlerinizin her an daha iyi gördüğünü ve gittikçe gözlerinizin gevşediğini kendinize hatırlatan cümleler söyleyin.5 dakikalık süre dolduğunda, kuru olan havluyla yüzünüzü kurularken göz çevresine hafif hafif masaj yapın. Gözlerinizi açtığınız zaman, gözlerinizin ve göz çevresinin ne kadar rahatlamış ve özgürleşmiş olduğuna şaşıracaksınız. Şimdi de 10 dakika kadar sessiz bir şekilde oturun ve etrafınızı bebeksi gözlerle seyredin. Bir şey görmeye çabalamadan sadece seyredin. En ufak ayrıntıları bile seyredin ve gözlerinizdeki ferahlığın ve rahatlamanın keyfini sürün.

Bu çalışmanın amacı; gözlerde biriken ve atılmayan zararlı maddelerin ve ölü hücrelerin boşaltım sistemine geçmesini sağlamak ve bu işlemi hızlandırmaktır. Ayrıca göz yuvarlağının dışındaki faydalı maddelerin, vitaminlerin, besin maddelerinin de göz yuvarlağına geçmesini sağlamak ve bu işlemi hızlandırmaktır. Ayrıca bu çalışma sonucunda, göz merceğinin yumuşaması ve böylece göz merceğinin odaklanma mekanizmasının tekrar faaliyete geçmesi sağlanmaktadır. Ayrıca en büyük faydası da gözlerinizdeki gerginlik, stres, gerilim ve kasılmaları yok etmesidir. Gözlerinizden kaynaklanan baş ağrılarınız bir haftalık düzenli uygulamadan sonra, yavaş yavaş kaybolacaktır. Deneyin ve kendiniz görün. Günde en az iki kez bu 5 dakikalık muhteşem ferahlık deneyimini yaşayın…



Palming Çalışması -Karanlığın Getirdiği Netlik



Şimdi ellerinizi birbirine sürterek iyice ısıtın, parmaklarınıza biraz masaj yapın. Parmaklarınızdaki ve ellerinizdeki gerginliği gevşetin. Biraz da omuzlarınızı, kollarınızı hareket ettirerek bu bölgelerdeki gerilimleri de gevşetin. Boynunuzu ve başınızı da hareket ettirin ve rahatlatın. Şimdi de sırtınızı gevşetecek birkaç hareket yapın ve vücudunuzun kalça yukarısında kalan bölgelerinin iyice gevşediğinden ve rahatladığından emin olduktan sonra rahat ve dik bir biçimde bir koltuğa oturun.

Oturduğunuz yer karanlık bir yer olursa, bu çalışma çok daha verimli olur. Ellerinizi iyice birbirine sürterek ısınmalarını sağlayın. Önünüze bir masa ve masanın üzerine de yüksek bir minder koyun. Bunun sebebi; kollarınızın yorulmamasını ve ağrımamasını sağlamaktır. Boynunuzu da dik tutacak şekilde, uygun yükseklikte bir minder koyun. Bu minderin üzerine dirseklerinizi koyun. İyice ısınmış olan ellerinizi, avuç içleriniz gözlerinizi karanlıkta bırakacak şekilde gözlerinizin üzerine koyun. Avuç içlerinizi yuvarlak şekle getirdikten sonra gözlerinizin üzerine yerleştirin. Elleriniz göz yuvarlaklarınıza ve yüzünüzdeki kemiklere kesinlikle baskı yapmamalıdır. Tam anlamıyla bir pamuk yığınını gözlerinizin üzerine yerleştirmişsiniz gibi hiçbir baskı olmadan ve tamamen karanlık olacak şekilde ellerinizi yerleştirin ve bu karanlığı mümkün olduğunca uzun bir süre seyredin. İsterseniz yarım saat, isterseniz 1 saat, isterseniz daha da uzun bir süre yapabilirsiniz.

Sadece karanlığı seyrederek zihninizi sakinleştirin. Dışarıdaki her şeyin simsiyah olduğunu hayal edin. Evlerin, arabaların, denizlerin, gökyüzünün, kısacası her yerin ve her şeyin simsiyah olduğunu düşünün. Derin derin ve sakin bir biçimde nefes alarak dikkatinizi bedeninizde gezdirin. Bunu ne kadar uzun süre yaparsanız o kadar faydasını görürsünüz. Bitirmek istediğinizde, ellerinizi indirin fakat gözlerinizi açmayın. Bir süre de bu şekilde bekledikten sonra gözlerinizi açın ve aydınlık bir yere geçerek etrafınızı çocuksu gözlerle seyredin ve görüşünüzün ne kadar netleştiğine şaşıracaksınız.





Güneşin Gözlerinize Ne Kadar İyi Geldiğini Biliyor Musunuz?


Önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Bu çalışmaya başlamadan önce bir süre mutlaka palming yapılmalıdır. Daha sonra doğrudan güneş ışığı alabileceğiniz bir mekana geçin. Bu mekan, balkon ya da evinizin bahçesi olabilir.



Gözlerinizi kapatın ve yüzünüzü güneşe doğru dönün. Dünyanın en faydalı şeylerinden biri olan güneşten faydalanın. Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11:00 ile 15:00 arasında bu çalışmayı yapmayın, sadece bu saatlerin dışındaki saatlerde yapın. Şimdi bu durumdayken, yani yüzünüz, teninizi okşayan güneşe dönükken, sağ elinizin avuç içiyle sağ gözünüzü ışık gelmeyecek şekilde kapatın. Başınızı önce yavaş yavaş sağa doğru çevirin, sonra da sola doğru çevirin. Yalnız, çeneniz tam olarak 180 derece omzunuzun üzerine gelecek şekilde başınızı döndürün. Bunu 2-3 dakika yaptıktan sonra sağ elinizi indirip, sol elinizle sol gözünüzü kapatın ve yine aynı başı döndürme hareketini 2-3 dakika yapın. Daha sonra da,iki eliniz aşağıda olacak şekilde, yani ellerinizle herhangi bir gözünüzü kapatmadan da bir kaç dakika başınızı sağa sola çevirme hareketini yapabilirsiniz. Bu arada gözlerimiz hep kapalı duruyor. Bu çalışmaya en azından sabah ve akşam 5'er dakika ayırmalısınız.

Bunu yaparken gözlerimize neler oluyor bir bakalım: Yüzünüz tam güneşe doğru dönükken gözbebeğiniz daralır, yüzünüz güneşten uzaklaştıkça ise gözbebeğiniz genişler. Böylece gözbebeğiniz bir daralır bir genişler. Lensiniz daha esnek ve aktif hale gelmeye başlar. Görüşünüz daha parlak olmaya başlar. Göz yuvarlağınızın büyük bir kısmı uyarılır ve güneşteki yararlı ışınları almış ve gözlerinizi beslemiş olursunuz. Bu çalışmayı 5 dakika yaptıktan sonra, daha az ışık alan bir yere geçin, hatta karanlık bir yer olması daha iyi olur. Hemen palming çalışmasına başlayın. Bitirdikten sonra gözlerinizi sakince açın ve etrafınızı seyredin. Gözlerinizdeki sakinleşmeyi, dinginliği ve canlılığı hissedebilirsiniz. Ne kadar net gördüğünüze şaşıracaksınız. İşte, bu neşeyi tadın ve iyice yudumlayın. Enfes bir şey öyle değil mi?


Akupunktur felsefesine göre vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt ancak uyum içinde iki enerji vardır.Bunu gösteren ambleme Taiji(büyük ikilem) denir.Siyah Yin�in beyaz Yang�ı simgeler. Klasik çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde var olan evrensel gücün insanın da içinde olduğuna inanılır. �Chi� adı verilen bu enerji insan vücudunda meridyen denilen kanallarda dolaşır.Bu kanallardaki enerji akımının sekteye uğramasıyla hastalıkların ortaya çıktığına inanılır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek ya da tedavi etmek amaçlanır.
İnsan vücudunun kendi kendini onarma gücü çok yüksektir. Hipokrat , canlıların kendi kendine iyi olma güçlerinden ve �iç hekim�den bahsederken, Paracelcus,� Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir�demektedir. Vücudumuzda bu gücü (bioregüler güç) harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki bunlara akupunktur noktaları denilmektedir.
Yaklaşık 2000 akupunktur noktası vücudumuzda bulunur.Bu noktaların birleştirilmesi ile 12 çift 2 adet tek meridyen yanımlanmıştır. Akupunktur noktalarının % 70-80 kadarı tetik noktaları ile aynıdır ve ayrıca bir çoğunun kasların motor noktaları ile aynı olduğu belirlenmiştir. Akupunktur noktası uyarılınca buradan başlayan lokal hücresel uyarılar sinirsel iletişim yoluyla beyine ulaşır, beyinden de ilgili organlara gönderilir. Böylece vücudumuzda zaten varolan kimyasal maddeler, hormonlar, enzimler salgılanır ve bazı hücresel değişiklikler olur. Dışarıdan ilaç vermeye gerek kalmaz. Burada özellikle önemli bir konu vardır. Bu süreç olması gerektiği düzeyde kalır yani ne daha fazla ne de daha az. Yani hiperfonksiyon veya hipofonksiyon oluşmaz. Çünkü organizmamız normale programlanmıştır.
a
Gözde akupunkturun; inflamatuar göz hastalıklarında, glokom ve oküler hipertansiyonda, kuru gözde, paralitik strabismusda, oküler allerjik hastalıklarda, fasyal paralizde, blefarospazmda, optik atrofide kullanımını araştırmalar bulunmaktadır.
Koreli bir fizikçi olan Cho ve arkadaşları göz çevresindeki akupunktur noktalrınıın uyarılması ile single foton emisyonunda dayanan bilgisayarlı tomografi cihazıyla (SPECT) beyinde görme ile ilgili mekezlerde aktivite artışı saptamışlardır.
Nepp ve arkadaşlarının yaptığı, kurugözde akupunkturun etkinliğini araştıran bir çalışmada,102 kuru gözlü hasta geleksel çin tıbbına (TCM) göre iki gruba ayrılmış, birinci gruba, dış faktörlerin (toksik, allerjik,ilaçların oluşturduğu, oküler yüzey inflamasyonu ve infeksiyonu, kontakt lens kullanınımı) ön planda olduğu kuru gözlü hastalar, ikinci gruba ise iç faktörlerin ön planda olduğu (hormonal sistem bozukluğu, immun kökenli, psişik, ve vitamin A yetmezliği) kuru gözlü hastalar alınmıştır. Akupunktur hastalara, haftada bir olamk üzere toplam 10 seans ve her bir seans en az 30 dakika olmak üzere uygulanmış, uygulama sonrası Schirmer testlerinde, BUT�larda anlamlı düzelme ve damla damlatma sıklığında anlamlı azalma saptanmıştır. Eksternal ve internal faktörler arasında anlamlı fark izlenmemekle birlikte eksternal faktörlerin ön planda olduğu hasta grubunda kuru göz parametrelerinde daha fazla iyileşme görülmüştür.
Eksternal faktörlerin olduğu grupda otonom sinir sistemi imbalasının ana faktör olduğu zaten akupunktur uygulamasınında genel olarak otonomik disfonksiyonlarda düzenleyici etkisinin olduğunun bilinmesi niçin bu grupda uygulamanın daha etklili olduğunu açıklamadadır şeklinde yorumlanmıştır. Akupunkturdan en az fayda gören hasta grubuise Sjogren sendromlu hastalar olarak çalışmada izlenmiştir.
Nepp ve arkdaşlarının yaptığı diğer bir çalışmada oküler ağrı şikayetlerinin konvasiyonel tedaviye yanıt vermeyen, glokomlu, oküler migrenli, kuru gözlü, blefarspazmlı hastalarda akupunkturun etkinliği araştırılmış ve hastaların şikayetlerinde anlamlı düzelmeler saptanmıştır.
Gronlund ve arkadaşlarının kuru gözlü hastalarda akupunkturun etkinliğini araştıran diğer bir çalışmada, akupunktur uygulanan hastalarda kontrol grubuna göre subjektif bulgularda anlamlı iyileşme saptanmasına rağmen kuru göz parametrelerinde fark saptanmamaıştır. Yazarlar hastalardaki bu subjektif düzelmeyi, akupunkturun korneal ağrı algılamasını üzerinden yaptığını düşünmüş ayrıca akupunkturun otonomik sinirleri uyararak bunlardan substans P, kalsitonin bağımlı peptit(CGRP), nöroepinefrin, met-ensefalin gibi çeşitli norotransmitterler açığa çıkararak korneal epitel iyileşmesinin hızlandırdığı ve sekretuar bezlerin, özellikle çok güçlü bir vazodilatatör olan kalsitonin bağımlı peptit, nöropetit Y, vazoaktif intestinal peptit(VIP) sayesinde kan akımını ve dolayısı ile sekresyonunu artırdığını belirtmiştir.
Chu ve arkadaşlarının normotansif tavşanlarda akupunkturun humor akoz dinamiği üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalarında, iğneler siyatik sinir proksimalinden uygulanmış ve maksimum 9 mmHg olmak üzere anlamlı göz içi basıncıda düşüklük ayrıca eş zamanlı norepinefrin ve dopaminin humor akoz konsantrasyonunda düşüklük saptanmıştır. Ek olarak humor akoz endorfin seviyelerinde 8 kat artış saptamışlardır. 1 saat süren akupunktur uyarısının oluşturduğu göz içi basıncındaki düşüklüğün 9 saat sürdüğü ve işlem öncesi opioid reseptor antagonisti olan naloksanın verilmesinin ve cerrahi sempatektominin basınç düşüklüğünü bloke ettiğini saptamışlardır. Opioidlerin reseptörlerinin özellikle delta ve gamma subtiplerinin akupunkturun göz içi basıncındaki oluşturduğu değişiklikleri modüle ettiğini saptamışlardır. Bununla birlikte Rolston ve arkadaşları köpeklerde deneysel olarak oluşturdukları gözlerde akupunkturla basınç düşüklüğü elde ederken, Dabov ve arkadaşlarının 8 glokom hastasından oluşan çalışmalarında 3 hastada akupunkturla basınç düşüklüğü saptamışlardır. Ayrıca daha geniş hasta gruplarını içeren çalışmalarda ortak olarak saptanan sonuç, hastalarda subjektif olarak santral görmede iyileşme izlenmiş, son olarak akupunkturun glokomlu gözlerde herhangi bir etkisinin olmadığı, makuler patolojinin olmadığı hastalarda mekanizması bilinmemekle birlikte bazı makuler fonksiyonlara etkisinin olduğu yönünde yoğunlaşmıştır.
Zheng ve arkadaşları akupunkturu retinal arter tıkanıklıklarında kullanmış, 168�i santral retinal arter kıkanıklığı olamak üzere toplam 245 retinal arter tıkanıklığı olgusunda 10 gün süren seanslar sonunda, % 25 sınırlı görsel iyileşme, % 30 iyi görsel iyileşme saptanmış bu grup kliniklerindeki tedavi edilmemiş retrospektif bir hasta grubuyla karşılaştırılmış, çalışma çift-kör olmamasıyla ve tam prospektif formatta uygulanamaması nedeniyle yoğun eleştiriler almıştır.
Yu ve arkadaşlarının Behçet hastalığındaki akupunkturun etkinliğini araştıran çalışmalarında, hastalar randomize olarak 26�sı akupunkturla tedavi edilen ve 20�si ilaç tedavisine alınan olmak üzere iki gruba ayrılmış, akupunktur grubunda rekürrens açısından anlamlı düşüklük saptanmıştır.
Sonuç olarak akupunktur felsefesinde, organizma bir bütün olarak ele alınır ve eğer bir hastalık var ise bütünün dengesi bozulmuş olarak kabul edilir. Bir organ çalışmadığında o organla birlikte rahatsızlığa sebep olabilecek psikolojik nedeninde ortadan kaldırılması amaçlanır.

Bioenerji Tıbbının Akupunktur İle Benzerlikleri

Kaynak : yorumla.net - Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz...

Akupunktur M.Ö. 3000 yıllarında Çin ülkesinin kuzey bölgelerinde ortaya çıkmış bir tıp bilimidir. Akupunktur hakkında yazılmış olan ilk kitap M.Ö. 50 yıllarına aittir. Bu kitapta temel akupunktur terimlerine anatomik ve fizyolojik referanslarla birlikte, akupunkturun klinik uygulamaları anlatılıyordu.
1955 Yılında Shyuken , akupunkturun tedavide etkin bir yöntem olduğu şeklinde düşüncelerini belirterek, bu tedavi metodunun sistematik olarak araştırılmasını ve daha analitik olan Batı tıbbıyla karşılaştırılmasını istedi. Böylece Batı tıbbı ile Doğu tıbbını birleştirecek yeni medikal hareket başlamış oldu.
Akupunktur, son birkaç on yıl içinde birçok ülkede popüler olmuştur. Sadece cerrahi vakalarda analjezik olarak değil, Batı tıbbının yöntemlerine cevap vermeyen birçok hastalığın tedavisinde akupunkturun etkisi kanıtlanmıştır.
Bugün başta Fransa, Avusturya, İngiltere ve Almanya olmak üzere, Batı ülkelerinde akupunktur tıbbı disiplin olarak okutulmaktadır.
Ülkemizde de 29.05.1991 tarihinden itibaren T.C. Sağlık Bakanlığının 181 sayılı kararnamesinin 43. maddesine dayanılarak hazırlanan akupunktur tedavi yönetmeliğince belirlenen kaidelerle akupunktur yasal tedavi olarak uygulanmaktadır.

Bioenerji tedavisi, akupunkturun alet kullanılmadan uygulanan şekli gibidir. Akupunktur tedavisi prensiplerini andıran, benzer esaslarla yürütülen bir çalışmadır. Bu benzerlikleri ana başlıklar halinde sıralayalım;
A-) Bioenerji tedavisinde cerrahi müdahale yoktur, akupunktur tedavisinde de cerrahi müdahale yoktur.
B-) Bioenerji tedavisinde herhangi bir ilaç kullanılmaz, akupunktur tedavisinde de hastaya herhangi bir ilaç verilmemektedir.
C-) Bioenerji tedavisinde bioenerjist tedavi ettiği kişiye hiçbir şekilde dokunmadan avuç içlerinden vücuda bioenerji pompalamak yoluyla, bedenin bozulmuş olan sistem ve dengelerinin akordunu sağlayarak iyileşmeyi temin eder. Akupunktur tedavisinde de akupunkturist, kullandığı bir takım metal iğneleri, vücudun gerekli özel noktalarına GEÇİCİ OLARAK usulüne göre batırıp, yeterli bir müddet sonra GERİ ALMAK suretiyle, kişinin bozulmuş olan sistem ve dengelerini akord ederek iyileşmeyi sağlamaktadır. Bu akupunktur iğneleri asla devamlı şekilde ( bir protez gibi) hastanın vücudunda bırakılmamaktadır, yani; bir ilaç gibi vücuda dahil edilmemektedir.
Ne var ki; akupunktur tıbbı uzun zaman içinde kullanışlılık bakımından pek fazla bir gelişme kaydedememiştir.
Görüldüğü gibi her iki tedavi yönteminde de benzer esaslar vardır. Akupunktur tıbbının insanlığa sunduğu muhteşem tedaviye ilaveten, bioenerji tıbbında alet cinsinden sayılan metal iğneler de devre dışı bırakılmıştır, alet kullanılmamaktadır.
Her iki tıp dalı da benzer yollarla insanlara sağlık kazandırmaktadır. Akupunktur tıbbı ve Bioenerji tıbbı muhtelif OTOYOLLAR gibidirler, insanların sağlığa ULAŞIMINI yapmaktadırlar. Bioenerji tıbbı ulaşım konusunda yeni bir yol ortaya koymuştur, ama bu yol uçakların havadaki yolları derecesinde ayrı bir boyuttadır. Bilindiği gibi uçakların da gökyüzünde yolları vardır. Gökyüzündeki bu yollar da otoyollar gibidir, belirli ulaşım ve seyrüsefer prensipleriyle çalışır, kuralsız bir gidiş-geliş yoktur, ama; yeryüzündeki yollar gibi asfalt zemin, köprüler, menfezler, trafik lambaları görülmez ; fakat, çok ciddi trafik esaslarına bağlıdırlar. İşte bioenerji tıbbının akupunktur tıbbına benzerliği bu geniş manada anlaşılmalıdır.
Neden Hasta Oluruz?


Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.

Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.

Bizlerde belli titreşimlerin "kan-kemik-kas-sinir-doku vs." birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.


Vücudu kan damarları gibi saran "nadi" dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.
Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre koruyabilirsiniz.
Bedenimizdeki sistemlerin hepsi birbiri ile bağlantı halindedir. Bir tanesi bozulduğunda, zaman içinde diğer sistemleri de etkilemeye başlar. Bir bölgedeki hastalık, ilişkili başka bir bölgede hastalığa ya da olumsuzluğa neden olabilir. Enerji düzeyinde başlayan bozuk bir titreşim zihinsel ve fiziksel düzeyde hasara yol açacaktır. Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve dengenin düzenlenmesini sağlar.
Enerji akışımızı değiştiren, sekteye uğratan, hastalığa sebep olan unsurları incelediğimizde bunların; negatif düşünceler, zihinsel karışıklık, doğru nefes almama, düzensiz beslenme, hareketsizlik olduğunu görüyoruz. Ve böylece hastalığı bizim yarattığımız ortaya çıkıyor.

Hemen pozitif tarafından gözden geçirelim. Eğer hastalığı biz yaratıyorsak o zaman tekrar yok edebilir, iyileştirebiliriz.''

Kişisel Şifa gücümüz
Kendimizi iyileştirmek için kendi içimizdeki gücü kullanmak gerekiyor. Enerjmizi dengelemek ve hücre titreşim hızımız ayarlamak için kendi içimizde olan gücü harekete geçirmeliyiz .Yani farkındalığımız arttırarak vücudumzla gereken ilişki ve diyaloğu kurmalıyız. Böylece yeni programlarla vücudumuzdaki enerji aksaklıklarını düzeltir ve şifalanırız. Hepimiz kendi kendimizi şifalandırma yeteneğine sahibiz. Sadece bunu kabul edip harekete geçirmemiz yeterli. Farkındalığımızı arttırmak için de kendi içimize dönmeliyiz. Bedeneimizle iletişime kendimizi açmalıyız. Nerde nasıl bir tıkanıklık olduğunu bedenimiz bize kendi söyleyecektir. Sesine kulak verip enerjisel işaretlerini duymamız yeterlidir. Pekcoğumuz bu işaretlerin üzerinde durmuyoruz. Çünkü bedenlerimizle konuşabileceğimizi düşünmüyoruz. Sonunda kendimizi cihazlara emanet ediyoruz ve onların bedenimizin lisanını anlayacağını düşünüyoruz. Oysa hangi cihaz sevgi dili konuşur? Bedenin dili sevgi dilidir. Siz sevgisiniz. Bu yüzden cihazların bedeninizi anlayacğını düşünmeyin kendinizi sevin ve iletişime açık olun. Ancak o zaman bedenimzizin ne demek istediğini net bir şekilde anlarsınız. Cihazlar sadece ilerlemiş rahatsızlıkları tesbit edebilir. Cünkü artık gözle görülebilir hale gelmiştir. Beden, lisanı anlaşılmadığı için sizin beş duyunuza hitap eder şekilde problemini anlatmaya başlamıştır. Ancak bu noktada bedeninizi anlamaya odaklanıyorsunuz. Oysa problem coktan büyümüş vaziyette. Ondan sonra da bu gözle görülür sıkıntıları ortadan kaldırmayı hedefliyorsunuz. Problemleri oluşturan kaynağı tedavi etmeyi değil. Bedenleriize eziyet ediyorsunuz. Şifa vermek bu değildir. Şifa vermek, sevgi yüklemektir. Sevgi en yüksek frekanstır. Bedene sevgi yüklediğinizde ona sıkıntı yaratan tüm düşük frekansları temizemiş olursunuz. Ve bedeniniz enerji alanını dengeler. Hücreleriniz yapısısnı dengeler. Atomlarınız titreşim hızlarını dengeler. Tüm bunlar dengelenince zaten beden şifalanmış olur.
Bizler tüm bunları gözönünde bulundurarak önce kendimizle bağlantı kurmalı ve bedenimizde oluşan problemleri görmeyi öğrenmeliyiz. Sonra da kendimize sevgi yükleyerek mevcut tüm rahatsızlıklarıortadan kaldırmayı yani enerji alanlarımızı dengelemeyi hedeflemeliyiz. Böylece ruh ve beden dengemiz oluşur. Enerjimiz vücudumuzda dengeli bir biçimde dolaşır. Şifalanmış oluruz.
Bedenimizin lisanı basittir. Hepimiz biraz farkındalıkla bu lisanı öğrenip kullanabiliriz. Problem olan bölgede ki enerji değişimi, değişik titreşimler en belirgin dikkat çekme yöntemidir. Bedeninizdeki herhangi bir organda normalde hissetmeye alışık olduğunuzdan daha yoğun bir titreşim hissederseniz o bölgede enerji dalgalanması vardır. Bunu fark ettiğiniz anda o bölgeye ve tüm vücudunuza yoğun sevgi frekansı gönderdiğinizi düşünürseniz, enerji açısından uygun tedaviye başlamış olursunuz. Bunu titreşimleri normal hissedene kadar sürdürmeniz yeterli olacaktır.

KENDİ KENDİNE ELLE TEDAVİ (REİKİ)
Reiki ellerimiz aracılığı ile uyguladığımız bir tekniktir. İki elimiz birlikte kullanılır ve vücudun belirli bölgelerinin üzerine yerleştirilerek her bir pozisyonda 3-5 dakika süreyle durulur. Normal bir Reiki seansı yaklaşık 60 dakika sürer. Ancak çoğu zaman vücudun bütün bölümlerini kapsayan bu uygulama yerine, temel çakraları hedef alan ve yaklaşık 30-40 dakika süren kısaltılmış uygulama yapılır. Asgari sürelere uyulması önem taşımaktadır. Reiki’ye siz ve bedeniniz alıştıktan sonra keşiflere başlayıp, Reiki’nin hislerinizi yönlendirmesiyle sizin için neyin o anda uygun olduğunu bilebileceksiniz.
Temel seans dışında özellikle rahatsızlık hissedilen bir organ mevcutsa, ellerinizi o bölgenin üstüne koyarak ekstra Reiki verebilirsiniz. Bazı önemli hastalıkların ve rahatsızlıkların Reiki ile tedavisinde değişik pozisyonlar, spesifik uygulama tekniği ve farklı uygulama süreleri vardır ve bu konuda özel çalışma, araştırma ve derinleşmeyi gerektirir. Ancak Reiki’de yanlış yapmak ihtimali olmadığından en kötü ihtimalle özel uygulamanız sadece işe yaramayabilir, o kadar.
Reiki uygulaması sırasında ellerinizi yerleştirdiğiniz bölgelerde avuç içlerinizde çeşitli derecelerde ısınma hissedeceksiniz. Bu normaldir. Genellikle bu ısınmanın derecesi ilgili çakranın ihtiyaç duyduğu ve çektiği enerjiyle doğru orantılıdır. Nadir durumlarda hiç ısınma hissedilmemesi, başkasına uyguladığınızda sizin ısınma hissetmeniz ama uyguladığınız kişinin ısınma hissetmemesi veya tam tersi görülebilir. Bütün bu durumlar normaldir ve ısınma olsun ya da olmasın Reiki çalışmaktadır.

30 Mayıs 2010 Pazar

Basit enerji uygulama tekniği

Bilindiği üzere çok çeşitli enerji teknikleri farklı isimlerde , reiki , kundalini , gma , kuantum dokunuşu , yeniden bağlantı şifası v.s.Elbetteki hepsinin farklı yöntemleri ve etkileri olacaktır.Ama bunların özünde insanın kendinde varolan az yada çok herkesin içinden geçen evrensel enerji çeşitli yöntemlerle yükseltilip , hem kendi kendinize hemde kendinizi bu alanda fiziksel ve zihinsel olarak geliştirip başkalarına verebilirsiniz.Elbetteki farklı deneyimler ve enerji sistemleri için çeşitli uyumlamalar almak size kalmış bir seçim.Bütün bunların yanında benim kendi deneyimlerimden herkeste varolan içinden geçen enerji akımının birşekilde insanın kendi kendisine hatırlatarak , kullanabileceğini düşünüyorum.Bununla ilgili
basit herkesin yapabileceği bir çalışmayı sizle paylaşmak isterim.

Öncelikle Evrensel yaşam enerjisi nedir ?

Evrensel enerjinin bir parçası olmamız kadar ,bireysel enerji alanımız ve elektrik enerji sistemimiz vardır. Fiziksel, zihinsel,ruhsal üç enerji alanımızın bileşkesiyiz.Evrensel enerjiden çekebildiğimiz enerjiyi bu sistem vasıtası ile kullanabilir hale getiririz.Evrenden aldığımız ve içselleştirdiğimiz bu enerjiye yaşam enerjisi,canlılık enerjisi,bioenerji diyoruz.Vucudun dinamiğini sağlayan dirimsel bir güçtür.Bir makinenın çalışması için, mazotu devreye sokabilmek için elektirik enerjisinin çalışmayı başlatan ve devamını sağlayan görevi neyse,yaşam enerjisinin de görevi odur.Vucudumuzda belli bir birim derecesinde,belli bir hızda,dengede ve akış ritmindedir.

Nasıl110 voltla çalışan bir cihaza daha az veya yüksek voltaj verince çalışamaz ve bozulursa;yaşam enerjimizde belli birim derecesindeki dozla çalışır.Yaşam enerjimizi kısmen nefesle,besinlerle ve en büyük ve önemli ölçüde auramızla evrensel enerjiden alırız.Ne zamanki stres, üzüntü , öfke , yanlış yaşam v.s sonunda vücudumuzdaki enerji yolları kapanırsa,kapanan o bölgede hastalıklar oluşur.İşte kişi bioenerji , nefes v.s teknikleriyle kendisi yada yardım alarak bu blokaji açarsa enerji düzgün birşekilde vücuttan akarak bedenin kendi bağışıklık ve iyileşme sistemi devriye girerek şifayı sağlar.

Bu konuyla ilgil çeşitli kurslar var ama insan isterse kendi kendinede uygulayarak enerji yollarını açarak hem sağlık kazanıp hem bu konuda uzmanlaşıp enerjisini yükseltebilir.Önemli olan sabırla çalışıp, bırakmamaktır.
Kişi kendi bedeninde bulunan enerji yollarını çeşitli tekniklerle açabilr , enerjinin doğru ve blokajsız akmasını sağlayabilrse hem sağlık kazanıp hemde enerjiyi kullanabilir hale gelebilr.Burada önemli olan enerjinin bize ait değil içimizden geçen evrensel yaşam enerjisi olduğunuzu bilmemiz gerektiğidir.
Sözü çok uzatmadan basit enerji uygulama tekniğine geçelim , Uygulama reiki tekniğiyle hemen hemen aynı ancak uyumlama ,eğitim v.s olmadanda deneyebilir vücüdunuzda olanları gözlemleyebilirsiniz.


Basit Enerji Uygulama Tekniği :



Nasıl uygulanır?



Uygulama tekniği

Öncelikle rahat bir yere sırt üstü uzanın ayaklarınız ve bedeniniz rahat olmalı kendinizi sıkmamalısınız.
Dilerseniz su ve doğa seslerini içeren rahatlatıcı müzikler açabilr
http://fizy.com/s/17xi63
http://fizy.com/s/17c70yhttp://fizy.com/s/17c70y
yada google da natura sound therapy aratıp indirebilirsiniz.

İlk uygulama

Daha sonra elinizi karnınızın herhangi bir yerine ellerinizi birleştirerek koyun.
Karnınız doluyken değil yemek yedikten 2-3 sonra yapmanızı öneririm.
Burnunuzdan çok yavasca nefes alıp çok az tuttuktan sonra daha uzun süreli ve yavaşca bırakın.
Kesinlikle kendinizi zorlamayın.Burada önemli olan vücudu rahatlatmak ve evrenden enerjiyi nefes yoluyla içe almaktır.

Ellerinizi rahat bir şekilde tutmaya devam edin.
Bu şekilde eli tutmak sıkıcı olabilr ama devam edin , o sırada isterseniz meditasyon yada imgeleme ,olumlama cümleleri tekrar edebilirsiniz.
Uygulamayı hergun en az 20-30 dakika kendinizi sıkmadan devam edin.
Bende enerji yok diyip bırakmayın , eninde sonunda vücudunuzda karıncalanma , ellerde ısınma olacaktır.
Zamanla düzenli çalışırsanız , vücudunuzda akışıda hissedebilrsiniz.
Daha etkili ve bütün vücudun enerji hatlarının açılması için aşağıdaki
sıralamayla her pozisyonda 5-10 dakika tutabilirsiniz.




Uygulaması sırasında ellerinizi yerleştirdiğiniz bölgelerde avuç içlerinizde çeşitli derecelerde ısınma hissedeceksiniz. Bu normaldir. Genellikle bu ısınmanın derecesi ilgili çakranın ihtiyaç duyduğu ve çektiği enerjiyle doğru orantılıdır. Nadir durumlarda hiç ısınma hissedilmemesi, başkasına uyguladığınızda sizin ısınma hissetmeniz ama uyguladığınız kişinin ısınma hissetmemesi veya tam tersi görülebilir. Bütün bu durumlar normaldir ve ısınma olsun ya da olmasın enerji çalışmaktadır.
Bunların yanında kulaklarınıza belirli yerlerine bastırıp bekleterek (kulak akapunkturu ) ve ayağınızın altına masaj yapabilirsiniz.

Kulak masajı (akupress tekniği )


Kulak ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır.


Şimdi... başınız,boynunuz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız, kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey kulaklarınıza masaj yapmak.

Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arasına alarak kulak kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj yapın.

İlk anda bazı noktalar acıyacaktır.

( bunlar bedendeki ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır ). kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır.

2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur. İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da...


ilk uygulamalar sırasinda :


- Aşırı terleme

- Dışkı düzeninin bozulması, renginin değişmesi

- Sık aralıklarla ve bol idrar yapma, renk değişikliği

- Geğirme, yellenme

- Öksürme, balgam çıkarma, tükürük birikmesi

- Gerinme, esneme ihtiyacı, esnemeyle gelen gözyaşı...

Bunların hepsini ya da sadece birkaçını yaşayabileceğimiz gibi, önce de söylediğimiz gibi belki de hiç biriyle karşılaşmayacağız. Ancak görülmesi normal olan bu etkiler birkaç gün içinde başlar ve azalarak genelde bir hafta içinde normale döner. Bu noktada en önemli şey enerjii vermeyi aksatmamaktır.

Vücudunuzda geçmişten gelen sorunlara bağlı olarak tansiyonda değişimler olabilir , böyle durumlarda
enerji çalışmayaı bırakıp rahatlamaya çalışın nefesinizi çok hızlı almayın.Eğer kronik ilerlemiş sorunlarınız varsa
bir uzman enerjist eşliğinde çalışın , destek alabilirsiniz.


Uygulamaya başladığınızda belki hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz.Bunun sebebi yıllarca bedenime iyi bakmadığımız , sinir ,öfke ,stres ,üzüntü gibi duyguların yanında yanlış beslenme (fazla ve yanlış yemek) dengesiz uyku ,
hareketsiz yaşam , negatif düşünce v.s ile enerji hatlarımız kapanabildiği için herhangi birşey hissetmemeniz normaldir.Ancak yılmadan sabırla çalışırsanız mutlaka vücudunuzda güzel şeyler olur , en azından daha pozitif düşüneceğinizi , baş ağrılarınızı geçirebileceğinizi , çok daha sağlıklı olabileceğinizi söyleyebilirim.Ancak sabırlı olmalı hayatınızı yeniden düzenlemeli özellikle sinir , stres, üzüntü gibi sürekli hayatınızda negatif bir durumlar varsa bunları çözmeli yada çözüm yollarını araştırmalısınız.

Unutmayın en güçlü tedavi sizin negatif düşünceleriniz yanında hiçbir yarar sağlayamaz , o yüzdeden mutlaka hayatınızı ve düşüncelerinizi düzenlemelisiniz.

Bunu dedikten sonrada enerjinin bir plesebo yani insanın kendi kendini kandırması olmadiğini ve tamamiyle fiziksel bir durum olduğunu söylemekte yarar var.

Çakralarınız açık olmasi ve enerji seviyenizin yükselmesi için :

Olumlu , pozitif düşünün , öfke , kin , nefret v.s negatif duyguları hayatınızdan çıkarın.

Bol bol doğayla içiçe olun

Doğa yasalarına uygun yaşayın , fazla yemek , yanlış beslenme , düzenli uyku (örneğin hava karardıktan sonra yemek yemek , fazla et türü hayvansal gıdalarla beslenmek.

Doğru nefes almayı öğrenin.

Sigara , alkol v.s kullanmamaya çalışın.

Hafif egsersiz ve spor enerjinizi yükseltir.

Enerjinin meridyenlerden düzgün şekilde akması için dik duruşda çok önemlidir.

Negatif enerji alanları , telefon , bilgisayar fazla mahruz kalmamaya çalışın.

Enerji seviyenizi ölçmek için :

Ellerinizi birbirine sürtün yavasca birbirinden uzaklaştırın ve iki el arasındaki rüzgar gibi titreşimi hissetin.
Bu algı mesafesi ne kadar uzun yani iki el arasındaki mesafe genişse enerji seviyenizde o ölçüde yüksektir.
İlk zamanlar birşeyde hissetmeyebilirsiniz.Bu tamamen sizin yaşamızdaki stres,içinize attığınız öfke ,sinri,yanlış yaşam koşullarıyla ilgilidir.Ancak zihinsel ve fiziksel çalışmalarla bu enerji seviyeniz hissedilebilir ölçüye gelecektir.

Not : Kuantum Dokunuş Şifa Verme Gücü Richard Gordon kitabınıda okuyabilirsiniz.
Chislane D. Martel'in Ben enerjiyim kitabı : http://www.ruhunyolculugu.com/ben_enerjiyim_chislane_d_martel_e_kitap-t8891.0.html

Konuyla ilgili detaylı bilgi için : http://www.ruhunyolculugu.com/kronik_hastaliklarda_calisma_metodu-t4927.0.html

12 Mart 2009 Perşembe

Kronik Hastalıklarda Çalışma Metodu

Bazen böyle sitelerde insanların insanların çaresiz olarak bitki gibi şeylerden medet umduğunu görünce , her ne kadar insanların tepkisinden çekinsemde yazma ihtiyacı duyuyorum.






Bugune kadar hiçkimse size kendi şifa gücünüzü anlatmamış olabilir,banada anlatmamışlardı 28 yilimi bunu bilmeden geçti,iice kendimi mahvedip bir arayışa girdim,öncelikli olarak ülkemizde alternatif tıp olarak düşünülen şifalı bitkiler(farmakoloji) konusunu araştırdım,ama baktım ki bukonuda pekçok sahtekar insan var ve kronik bir hastalığı yalnızca bitkiyle tedavi edemeyeğimi anladım,çünkü bitkilerde aynı ilaçlar gibi sadece insanın biyolojik yanına hitap etmekte ve yan etkileri olabilmekteydi.


Oysaki insan bedeninin enerjitik yani elektiiksel bir yapısı olduğu ve enerji meridyenleri(Akapunktur noktaları) anladığımda insan bedenine karşı öğrendiğim bütün bakış açısı değişti.En azından modern tıp nefes tekniklerini bile her hastaya anlatsa ve uygulaması sağlansa ben inanıyorumki pekçok hastalık daha iyi olabilir ve hastalıkların oluşma engellenebilir.Bu konular anlaşıldığında görülürki ne doğru nefes almayı biiyoruzdur nede gerçekten sağlıklı yaşamın ne olduğunu.

Şahsen ben kendi adıma yillardır hastanelere giderim hiçbir doktorun nefes tekniği gibi basit ama önemli bir uygulamayı anlattığını ne gördüm nede duydum.Bunu bence doktor arkadaşlarda kendileride üzerinde düşünmesi gerekiyor.Böyle olmadıkça sürekli soluğu hastanede alan hastalar ordusu ülkemizde hiçbirzaman eksik olmayacaktır.

Bu gerçekten anlaşılması gereken en önemli şeylerden biridir,bu anlamda bir tıp doktoru mutlaka kişilere hasta olmamayı anlatırken yalnızca beslenme,yürüyüş,ve stresten kaçınmanın yanında doğru nefes almayı öğretmeliler diye düşünüyorum.Elbetteki bu anlatılsada sigara içen ve sağlıklı yaşamdan bir haber olan toplumuzunda her ne kadar söylensede uygulamaya geçmeside kolay gözükmüyor.İşte bu yüzden sadece doktorlara değil hastalara,sağlık bireylere ve bütünsel bir yaklaşım geliştirecek yöneticilere mutlaka ihtiyaç var.



Quote:

Modern tıp tanı ve tedavi yöntemlerini bilmeyen birisi, tümöre bağlı bir baş ağrısını veya epilepsiyi otlarla tedavi etmeye kalkışabilir.
Çoğu kez en çaresiz hastaların başvurduğu doğal şifa alanında, insanlar maddi ve manevi istismara son derece açık durumdadır. Hiçbir bilimsel temeli olmayan, yüzde yüz iyileşme iddiasıyla astronomik fiyatlara satılan ot karışımları veya sözde şifacılık uygulamaları, çaresiz hastaların o dönemde en çok ihtiyaç duydukları iki olgu olan zaman ve parayı, onlardan acımasızca çalmaktadır.

Tüm bu bilgiler kapsamında söylenebilecek yegâne şey, hastaların mutlaka, bilimsel ve etik bir tıbbi hizmet sunan, yeterli eğitime sahip uzmanlardan yardım almaları gerektiği olacaktır.





İnsan bedeni Biyolojik + Enerji + Zihinsel yapısı bütünsel olarak anlaşılmalıdır.Aksi takdirde hücresel bazda çok karmaşık görünen insan bedenini tam olarak anlayıp kronik hastalıklarda çözüm getirmek zor gözüküyor.

Bu noktada bu dediğim temenniler tam anlamiyla ülkemizde yerleşene kadar , kronik hastaların sadece mucizeler bekleyerek yada yanlış alternatif tedavilerle para ve sağlıklarını riske atacaklarına doğru , ilaçsız ve ücretsiz yapılabilinecek yöntemleri bularak , herzaman aradıkları şeyin dışarda değil içerde olduğunu anlayıp çalışmalarında yarar vardır.


Galileo’nun dediği gibi:

‘’Gerçekte kimse, kimseye hiçbir şey öğretemez. Siz ona yalnızca içindekileri bulmasında yardımcı olabilirsiniz.’’

Benim kişisel deneyimlerimde türk toplumunun bu anlatacağım şeyler konusunda sağlığa yararı konusunda ve uygulamada pasif olmalarına rağmen,şifalı bitkiler konusunda hiç anlamadan bilmeden çaresizce uyguladiklarini biliyorum.



Gerçekten çaresiz olmanın nedemek olduğunu iyi bilirim,ama insan çareyi birazda kendinde aramalı en azından kendini hasta eden sebebleri anlamak ve hayata yeni bir bakış açısı getirmek zorundadır.Aksi takdirde herşeyi başkalarından bekleyen son ana sağlı için bir şey yapmayan insanlar olmaya malesef devam edecektir.

Elbetteki benim burada anlatacağım yöntemlerin pek çoğu bilimsel olarak sağlık üzerinde olumlu etkileri
kanıtlanmıştır.

Bu noktada söylenmesi gereken elbetteki insan bedeninin organik yapisini ve anatomisin tamamiyle anlayan, acil durum ve düzenli ilaç kullanılması gereken hastalıklarda modern tıbbın önemini yadsımadan
doğu tıbbıyla birleşmesini umut ediyorum

Yine forumunuzda gördüğüm doktor arkadaşlarada saygımı sevgimi belirterek, bu çalışmaların zararsız olmakla beraber,
yine ilk olarak önyargının ortadan kalkması için konuda geçen
yöntemlerin bilimsel niteliğini görmek için aşağıdaki linklere tıklanabilinir.

Holoterapi Solunumunu ile gelen iyileşmenin tarihi

Sokushin Soluma ve Ki İlişkisi

Hastanelerde reiki

http://www.drcakmak.com/guncel.aspx?id=1

Düzenleyici Destekleyici Yaklaşımlar


Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp nedir?

Tamamlayıcı tıp ile ilgili doktorların için bir yazı
http://zeynebb.blogspot.com/2007/11/drdan-1-tamamlayc-tp-alternatif-tp-ve.html
http://Bilimsel araştırmalarla iligli diğer bir ya

Özellikle bu söylesiyi okumanızda yarar var

Holistik Tıp, modern tıbbın alternatifi midir?
http://www.doktorsitesi.com/yazi/2735/Holistik-Tip--modern-tibbin-alternatifi-midir-?a_id=84


Quote:

Asıl önemli olan insanın sağlığına kavuşturulması değil midir? Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa çözüm sunabilmek, “hekimlik andının” gereğidir. Dolayısı ile alternatif tedavi metodlarıyla insanlara yeni umutlar sunmak gerekmez mi? Modern tıpla uğraşan uzmanlar, alternatif tıpla uğraşan uzmanları bir tehdit unsuru olarak görmek yerine, neden onlarla el ele verip birlikte çalışmasınlar!



--------------------------------------------------------------------------------------------
Giriş:

Konuya gelirsek,zamanla çalıştıkca kendi bedenimi nasıl sinir stres sayesinde tıkayıp kapattığımı ve nasıl kapatıysam onuda çok daha zorda olsa açabileğimi anladım.Bu aynı şekilde pekçok hastalık için aynıydı,çünkü insan bedenindeki enerji yolları bütün organ ve hücrelerden geçmek üzere tasarlanmıştı.Evet buna inanılmasi güç ama bu böyle,zaten insanlar sadece kendilerinin yapabileceklerini bilip inaansa hayatlarında pek çok şey değişecektir.

Sizde yazdıklarımı ve konuyu iyice araştırır ve kendi bedeniniz üzerinde çalışmaya başladığınızda bütün bu bilgilerin doğruluğunu anlayacağınıza eminim.Elbetteki teorik olarak duyduğunuzda bütün bunlar size saçma yada mantıksız gelebilir ama en azindan okumanızda yarar olduğunu düşünüyorum.

Zaten burda benim amacımda kimseye kesin bir tedavi olarak dayatmak değil insanlara yeni bir alternatif bakış açısı getirmektir.Zaten bütün bunlar bir şifadır şifayıda insan ancak kendisi gerçekten sağlıklı olmayı seçerse yaratabilir.Aksi takdirde en iyi ilaç,alternatif yöntem işe yaramıyacak yarasa bile zihinsel sebebler düzeltilmediğinden tekrarlayacaktır.Bu yüzden modern tıpdan da mucizevi sonuçlar beklemek , yani kişinin kendi çalışması olmadan sadece bir yerden bir umut beklemek bende doğru değil,mutlaka kişi daha iyi olmak için doğal yan etkisiz yöntemleri öğrenmeli ve geliştirmeldir.Bu çalışmaları yaparken öncelikle insanın hedefi kaybettiği sağlığını korumak ve hastalığın ilerlemesini durdurmak olmalıdır.

Elbetteki bütün bunlar modern tıbbın yanında kullanılacak kendi kendinize yapacağınız doğal yöntemler , kesinlikle bitki v.s gibi yan etki yapacak şeyleri bende kesinlikle tavsiye etmem,öncelikle anlaşılması gereken insan bedenin fiziksel biyolojik ve elektiriksel yapsının tam olarak anlaşılması bunun yanında insan zihni ile bu iki yapının ilişkisinin doğru anlaşılmasıdır.Malesef bugunkü modern tıp biyolojik anlamda oldukça başarılı olmasına rağmen insan bedenine bütünsel olarak bakmadığı için bu tip kronik hastalıklarda çareyi bulamamaktır.



Ama yinede son yillarda pek çok modern tıp doktoru hastalıkların zihinsel sebeblerini ve insan bedeninin elektiriksel yapısını anlayarak bütünsel yollar izlemeye başlamışlardır.Akapunktur bile bilimsel olarak kabul görmezken son yillarda hastanelerde kullanilmaya başlamıştır.Zamanla batı tıbbının doğu tıbbıyla bir bütün olarak kulanıldığında pek çok çaresiz hastalığın çözümü bulunacaktır,çünkü insan bedeninin sadece organik olarak düşünüp sadece hücre veya sorunlu bölgeyle uğraşır elektirik sistemini hiçe sayarsak sonuç alamıyız,yeni yeni epilepsi tedavilerinde pil gibi elektiriksel sistemlerde kullanılaya başlanmıştır.



Aslinda benim anlatacağım pil,radyo frekans gibi yapay maddelere gerek kalmadan kişinin kendi kendisinin potansiyelini kullanarak Nefes , enerji ve meditasyon , nlp gibi zihinsel metodlarla kendi kendini daha iyi hale getirebileceği en azından mevcut ilerleyen hastalığını durdurabileceğidir,elbetteki yillarca unuttuğumuz onu anlamayarak bozduğumuz bedenimizi bir anda düzeltmek kolay olmayabilir,ancak çalışma ve sabırla pek çok güzel şey olabilir.

Elbetteki bu toplumun alıştığı gibi genel ilaç veya bitki mantığıyla Kesin sizi tedavi eder demek değildir.Anlaşılması gereken şey insan bedeninin bugunkü bütün mevcut tıp teknonojilerinden çok daha gelişmiş zekaya ve iyileşme potansiyeline sahip olduğu ve bir insanın kendini mahvedebiliyorsa düzeltebilme yeteneğin olduğudur.


En azından hastalığınızı oluşturan temel sebeblerin başında sinir ,stres,bastırılmış öfke ,üzüntü g.b konular olduğu anlaşılır ve bunları yokedecek alternatif bir yol sizlere verebilirsem bende mutlu olurum.Ben bugune kadar kendi sitemde pek çok kişiye anlattım fakat genelde insanlara doktorlar tarafindan bu tip şeyler öğretilmediği ve kişilerde yeterli irade ve çalışma disiplini olmadığı için bu tip şeylere bek bakılmıyor.

Elbetteki bu bir seçim meselesi ya kaderim deyip,bir mucize beklersiniz yada en azından kendi bedenizi anlayıp nasıl daha iyi olurum ve mevcut hastalığımı durdurum diye çaba gösterirsiniz.

Elbetteki işin çaba kısmıa girdiğiniz zaman sizinde gerçek bir çabanızın olması ve kararlı olmanız gerekebilir,özellikle kronik bir hastalıkta kesin bir sonuç almanız çalışma disiplinizie ve sinir stres gibi negatif şeyleri tamamiyle hayatınızdan çıkarmanıza bağlıdır.Eğer bütün bunlar yapılır ve kişi bu şekilde hayatına yeni bir yol açarsa ben inanıyorum çözülmeyecek hiçbir hastalık yoktur.Tabiki bu bir genelleme ve kesin ifade olmayıp ,bizlere öğretilen dışardan mucize yerine kişininin kendi bireysel çabalarına bağlıdır.

Enerji meridyenleri(akapunktur noktaları) iice anlaşılırsa bir hastalıkta çözümün imkansız olması için kişinin hasta organın veya uzuvunun tamamiyle yokolmasi yada mevctu bağlantının kopmasına bağıdır,yani örnegğin kaza sonucu sinir ağları kopmussa bugunki alternatif veya modern tıpla yapılınamaz denilerbilir,aksi takdirde bağlantı devam ediyor bölgede sorun varsa bence düzelebilir.

Bu konunun anlaşılması için aşağıda yazdığım kronik hastalıklarda çalışma metodu konusunu okuyabilrisiniz. ayrıca http://kendikendinetedavi.blogspot.com kendi kendineze yapaileceğiniz bütün nefes,enerji gibi teknikleri bir arada bulabilirsiniz.Bu konuya yakin olarak ms konusunda başarılmış bir öykü Eski ms hastası , izmir ms hastaları derneği başkanı Sema Türkel'in http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/09/gny/haber,32E1D9D7E6004588A040509DD6E3B3CC.html

yazısınada bakmanızda yarar var,ama ms , başka epilepsi başka demeyin , dediğim gibi bu yöntemler alıştığınız ilaç mantığından çok daha farklıdır , en azından bu yazıyı sonuna kadar okumanızda yarar var diye düşünüyorum,

Sorunuz olursada sorabilirsiniz,ama lütfen araştırın inceleyin ,hemen herşeyi kesip atmayın,tabiki bütün bunlar kendi seçiminiz ve kesinlikle ilaçlarınızıda bırakmayın....Bütün bu çalışmalar modern tıbbı ,mevcut ilaç ve tedavilerinizi birakmak değildir,bunların yanında kendimizi daha iyi hale getirmek için yapılan bireysel tamamlayıcı yöntemlerdir.

İşte önemli olan sizin araştırıp , aramanız eğer böyle olursa bütün dünyanında bu konularda pekçok çalışma yaptığını görürsünüz.Malesef ülkemizde yeterince bilimsel çalışma yok,çünkü sadece hala sadece akla bitkiler geliyor ve pekçok şarlatan yüzünden pek çok doktor direk reddediyor,ama yinede pek çok doktor var.Özellikle akapunktur,refloksoloji,nefes teknikleri bugun pek çok doktorun kabul ettiği bilimsel yöntemler,amerikada reiki gibi yöntemler kullaniliyor.





Yani sonuç olarak hastalık iyileşmeye giden yoldur,bedenizin verdiği bir sinyal sizin hayatınızda birtakım değişiklikler yapmanız gerektiren işaretlerdir... zaman geçiyor hastalıklarımız da durmadan ilerlemeye devam ediyor İşte seçim , hayat sizin , bir gemi tek bir demire bağlanmaz , umudunuzu kaybetmeyin,

efendim ilaçsız insan kendi kendisine faydasımı olur ben inanman desenizde okuyun derim, sevgilerle : )




Kronik hastalıklarda çalışma metodu





Buradaki amacım özellikle böbrek,karaciğer yetmezliği,şeker,ms ,epilepsi gibi kronik hastalıklarla uğraşan kendim gibi insanlara,deneyim ve zorluklarımdan yola çıkarak bir çalışma metodu oluşturmak.
Çünkü kronik bir hastalıkla uğraşmak hemen sonuç almak çok zor,bu yüzden insanlar kısa sürede sonuç bekleyip olmayıncada morallerini bozarak çalışmaktan vazgeçebiliyorlar.Ancak şunu unutmamak gerekirki sinir,stres yanlış yaşam v.s ile yıllarca bozduğumuz bedenimizi kısa bir sürede, mucize gibi düzeltmek kolay değil.İnsanın kendisini mahvetmesi bir an,düzeltmesi çok uzun zaman alabiliyor.Eğer umutda yoksa insanlar hiçbirşey yapmıyor.


Öncelikli olarak alternatif bakış açısıyla alıntı yaparak,hastalığın ne olduğunu ve nedenlerini anlamamızda fayda var diye düşünüyorum.



Alıntı:
Neden Hasta Oluruz?



Quote:

Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.

Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.

Bizlerde belli titreşimlerin "kan-kemik-kas-sinir-doku vs." birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.




Vücudu kan damarları gibi saran "nadi" dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.
Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre koruyabilirsiniz.
Bedenimizdeki sistemlerin hepsi birbiri ile bağlantı halindedir. Bir tanesi bozulduğunda, zaman içinde diğer sistemleri de etkilemeye başlar. Bir bölgedeki hastalık, ilişkili başka bir bölgede hastalığa ya da olumsuzluğa neden olabilir. Enerji düzeyinde başlayan bozuk bir titreşim zihinsel ve fiziksel düzeyde hasara yol açacaktır. Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve dengenin düzenlenmesini sağlar.



Enerji akışımızı değiştiren, sekteye uğratan, hastalığa sebep olan unsurları incelediğimizde bunların; negatif düşünceler, zihinsel karışıklık, doğru nefes almama, düzensiz beslenme, hareketsizlik olduğunu görüyoruz. Ve böylece hastalığı bizim yarattığımız ortaya çıkıyor.

Hemen pozitif tarafından gözden geçirelim. Eğer hastalığı biz yaratıyorsak o zaman tekrar yok edebilir, iyileştirebiliriz.''

Quote:

Sinir sistemimiz, doğadaki enerji dengesine uyum gösterecek şekilde programlanmış olduğundan, dengenin bozulmaması için irademizin dışında reaksiyonlar gösterebilmektedir. Ne yazık ki yaşadığımız ortam (hava kirliliği, hormonlu gıdalar, zararlı elektromanyetik dalgalar, ozon tabakasının delinmesi vs.) yaşam tarzımız (aşırı stres, dengesiz beslenme, spor yapamama) ve öfke, korku, üzüntü gibi duyguları içimizde bastırmamız, enerji dengemizi ciddi şekilde bozabilmektedir. Bu aşamada bedenimizin dili olan ağrı, uykusuzluk, çarpıntı, terleme, daralma, sinirlilik, yorgunluk, isteksizlik, iktidarsızlık gibi şikayetler belirmeye başlar. Birçok vak'anın başlangıç döneminde en değerli uzman hekimler tarafından yapılan muayene ve ileri tetkiklere rağmen organik bir sebep teşhis edilemediğinden, tedavi için belirtilere göre (semptomatik) gereksiz ilaçlar önerilmektedir. Oysa meydana gelen semptomların ana nedeni, vücudumuzdaki biyoenerji dengesinin bozulmasıdır.







Alıntı:
Endişe duygusu dalak üzerinde etkisini gösterir. Bu problem üzerine aşırı düşünmek sıkıntı hissetmek dalak enerjisini bloke eder. Depresyon huzursuzluk iştah azalması, yorgun kol ve bacaklar, karın şişliği ve bayanlarda adet dönemi bozuklukları olarak ortaya çıkabilir.

Üzüntü ve Yas akciğerlerin enerjisini bozar ve solunum sıkıntıları ortaya çıkabilir. Örneğin bronşit, astım gibi sorunlar sevilen birinin kaybedilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ve bireyin kendisini bastırılmış boğulmuş hissetmesi, bireysel bağımsızlığını hissedememesi durumlarında ortaya çıkabilir. Göğüsten gelen derin öksürükler mutsuzluğun göstergesi olabilir çünkü ciğerlerdeki enerji sıkışmıştır.



“Vücuttaki her organ, esiri alanda kendisine denk gelen enerjetik ritme sahiptir. Çeşitli organ küreleri arasında, sanki bir aktarım işlevi varmış gibi değişik ritimler karşılıklı etkileşmektedir.” Dr. Dora Kunz

Ayrıca konuyla ilgili olarak bknz. alternatif Sistemlerle Enerji Dengesi
http://www.minidev.com/atip/tip_ased.asp
Enerji meridyenleri : http://www.indigodergisi.com/burcin_21.htm
http://www.enerjibedendengesi.com/ya...cut_harita.htm




Alıntı:
Akupunktur tedavi yöntemi,Yin yang teorisi, beş element teoresi, maksimal zaman teorisinden şekillenmiştir.
Bu teoriye göre; dünya ve kainattaki bütün varliklar, tamamen zıt ama aynı zamanda bir birini tamamlayan kutublardan şekillenmiştir, Bağımsız gibi görülen bu kutublar, qi enerji sayesinde evren hareketin devam etmesini, dengesini ve bütünlüğünü sağlar.
Su, metal, ağaç, ateş, toprak ve qi enerji ile canlılık şekillenir. İnsanlar bu maddeler sayesinde yaşar, hayatını devam ettirir. Bu elementler, belli bir zaman içinde bir birini etki eder, korur, kontrol eder ve yeniler.
İnsanlar, bu evrenin bir parçası olduğundan, organlar, dokular ve en kücük hücreler kadar bu denge üzerine kurulmuştur.
Qi enerji, insanların doğuştan var olan, sonradan gelişen ve insan vücudunda ağ şeklinde yayılmiş meridyen hattında dolaşan , organları ve hücreleri besleyen bir enerjidir.
Organlara,dokulara ve hücrelere yaşam sağlayan qi enerji , meridyen ağı sistemi vasıtasıyla bütün vücuda yayılır ve bu sistemi korur.
İnsan vücudu, yaşamsal qi enerji taşıyan 12 ana meridyen , 2 dal meridyen ve sayısız kılcal meridyenlerden şekillenir. Meridyenler hattındaki ana sistemde, şu ana kadar tesbit edilen 365 adet aku-nokta ve mini sistem(Kulak, Ayak altı)deki aku-nokta olmak üzere toplam 2000 den fazla aku-noktalar mevcut olup, tedavi esnasında ve hastalık teşhisinde kullanılır.
İnsanlar, iç ve diş etkenden dolayı denge bozulduğunda, organlar ve hücrelerin çalışma sisteminde değişiklikler meydana gelir, meridyenler bundan etkilenerek düzensiz çalışmaya başlar, enerji dağılımında dengesizlik ve düzensizlikler meydana gelir, bu kısır döngü, organlar ve hücrelerin sağlıklı çalışmasına engel teşkil eder ve insanları ‘hasta’ eder. " hastalıklarımızın nedeni de bedeni oluşturan organlar arası ahengin bozulması ve enerji akışı bloke olarak engellenmesidir''.
Tedavideki amaç, bloke olan bu meridyeni yeniden açarak sistemin normal çalışmasını sağlamak ve insan sağlığına kısa zamanda kavüşturmaktır





Alıntı:
Hastalıkları neden yaratıyoruz size göre?

Basit bir mekanizma ile ortaya çıkıyor. Tüm hastalıklar önce bizim zihnimizde, enerji bedenimizde yani ruhumuzda yaratılır. İddialı görünecek ama aslında çok basit, herkes biraz kalbini açıp, yargıları bir yana bıraksa, bunu kabul eder, işin özü bu. Yaşadığımız her şeyin sorumlusuyuz aslında. Bu kötü bir laf. İnsanlar bununla yüzleşmeyip, kurbanı oynamayı seviyorlar. 'Çok şansızdım böyle bir şey oldu' diyor. Mesela arabada bir sorun var, yağ lambası yanıyor Tamirci iki şey yapar; ya göstergeyi açıp kabloyu keser ya da motoru açıp oraya yağ koyar. Modern tıp cerrahi yöntemlerle ya da semptomları baskılayarak, kabloyu kesen tarafta duruyor. Ağrı kesici aldığınızda ağrıyı baskılamış oluyorsunuz, şifalandırmıyorsunuz. Kabloyu kestiğinizde göstergede ışık yanmıyor ama yüz kilometre gidince kanser oluyor, başlıyorlar tümörleri çekip çıkarmaya, çıkardıktan sonra muhtemelen birkaç sene sonra 'metastaz yaptı' deniyor.
alinti



Hastalığın sebebinin, psikolojimizin ve çevresel etkenlerin enerji meridyeninde yaratıtığı tıkanıklık olduğunu anladıktan sonra,tedavide yapılan şey ise nefes yada enerji teknikleriyle tıkalı olan enerji bölgesinin açılmasıyla enerji akışının sağlanmasıdır.Böylelikle
bedenin bugun en yüksek tıp teknonojilerin yapamiyacağı,kendi iyileşme mekanizmasının çalışmasına izin vermiş oluruz..Eğer ki hastalık psikolojiden değilde,yani dış etkilerden yanlış ilaç kullanımı ,yanlış yiyecek v.s gibi sebeblerden dahi olsa, enerji ve nefes, meridyenlerdeki enerji akışını normal hale getirip,enerji ve nefesin olağanüstü etkisiyle beden iyileşme sürecine girecektir.



Bu noktada epilepsi konusunada gelirsek forumuzda baktığımda psikolojik sebebleri olup olmadığı ve bir arkadaş demiş ben kücüktüm ozaman gayet neşeliydim diye , elbetteki zihinsel sebebler illa olacak diye bir sebeb yok ama unutmamak gerekirki üzüntünün yanında stres,gerginlik,sinir,öfke,duygusal yapı,içe atma , bastırma gibi duygularda insan bedenini doğrudan negatif etkiler.Siz yinede kendi hayatınızı bir gözden geçirerek tüm bunların varolup olmadığını varsa çözüm yollarını arayın derim.Yani psikolojik sebeblerden olmasa bile diğer bütün yöntemlerle yine bedeniniz daha iyi hale gelip daha sağlıklı olacaktır.



Unutmamak gereken en önemli şey kronik ilerlemiş bir hastalıkta gerçekten olumlu bir sonuç almak için mutlaka kişinin eski negatif psikolojik yapısından kurtularak kendine yeni bir yol ve bakış açısı getirmesi şarttır.




Konuyla ilgli olarak burayıda okuyabilirsiniz : http://www.minidev.com/atip/tip_ased.asp







İnsanlar genelde alıştıkları ve kendilerine öğretilen şey bir hastalıktan kurtulmak için kolayca daha önceden üretilmiş bir ilac yada bitkiyi içip,kişisel çaba harcamadan düzelmek iyileşmek istiyorlar.Oysaki Kronik bir hastalıkta şifanın tamamiyle olması için kişinin bireysel çabaların gerçekten önemli bir yer tutuyor.Bana göre özellikle modern tıbbın kronik hastalıklarda çareyi bulamasının en önemli sebeblerinden biride budur.

Kronik hastalıklarda çözüm bulunamasının, sebeblerinide kısaca sayarsak.

*En önemli sebeb kronik bir hastalığın kişinin kendi kendine uygulayacağı tekniklerle Çözülebileceğine inanmama.Bunu gerçekten vurguluyorum çünkü insanların geçmişte bende dahil şifayı hep dışardan ilaç,bitki gibi birşeyden geleceğine inanması,reiki,nefes gibi
Tekniklerin toplum tarafından bilinmemesi ve öneminin yeterince anlatılamaması.


*Bazı insanların gerçekten ön yargılı ve kendilerine öğretilen mantığın dışındaki hiçbirşeyi kabul etmemeleri, arayış yada araştırma yapmamaları.Gerçekten çok kişiye anlatmaya çalıştım ama dalga geçenler,inanmayanlar inanmış gözükselerde pek üzerinde durmamışlardır.Ama bazı insanlarda tam tersi hemen denemiş uğraşmışlardır.

Özellikle insanlar el ile insanın kendi kendine şifa verebileceğine kesinlikle inanmak istemiyorlar.Enerjinin gerçekliğine inansalarda kronik bir hastalıkta faydası olacağına inanmiyorlar.Ama hep bir ilacın bulunması bir mucize gelmesi konusunda hemfikirler.



*Ayrıca Kolayca sonuç elde etme isteği ,belli bir süre sonuç elde edemiyince zamanla iyileşmeninin olasılığına olan umudun yitirilmesi.Yeterli sabır ve iradenin gösterilememesi.

*Hastalığı yaratan zihinsel süreçlerin önünene geçememek,sürekli aynı durumların yaşanması bilinçaltında öfke, kırgınlık, kızgınlık ya da nefret gibi duyguların çözülememesi.

*Sigara,yanlış beslenme,yanlış yaşam gibi hastalıkları oluşturan Çevresel negatiflerin tedavi süreçlerinde ortadan kaldıralamaması.

Modern tıp konusuna gelirsek, bana göre kronik hastalıklarda çözüm bulamaması konusunda ;
Modern tıbbın biyolojik beden anlayışının dışına çıkamıyışı,bütüncül beden anlayışının enerji meridyenleri ve akışı gibi konular üzerinde yeterince durmaması.

Nefes gibi doğru ve basit tekniklerin yeterince bilinmemesi ve anlatılamaması ,hastalıkları oluştururan zihinsel süreçlerin yokedilmesinde yeterli çalışmanın yapılmaması ve öneminin anlaşılamaması diyebilirim.

Öyleki kendi ülkemizde ben bugüne kadar hiçbir doktordan en azından nefes tekniklerinin öğrenmem gerektiğini duymadım,çünkü onlarada öğretilmediğini ve önemini yeterince bilmiyorlar diye düşünüyorum.Ayrıca Bütün bunlar yeterince bilinse ve uygulansa bu kadar ilaç bağımlığı ve kronik hastalıklara bu kadar sık olmayacaktır.
bknz http://www.derki.com/sayfalar4/reiki.html



Şimdi yavaş yavaş,kendi gizli potansiyelimizi bir alıntı yaparak başlıyayım.




Alıntı:
Kişisel Şifa gücümüz




Kendimizi iyileştirmek için kendi içimizdeki gücü kullanmak gerekiyor. Enerjmizi dengelemek ve hücre titreşim hızımız ayarlamak için kendi içimizde olan gücü harekete geçirmeliyiz .Yani farkındalığımız arttırarak vücudumzla gereken ilişki ve diyaloğu kurmalıyız. Böylece yeni programlarla vücudumuzdaki enerji aksaklıklarını düzeltir ve şifalanırız. Hepimiz kendi kendimizi şifalandırma yeteneğine sahibiz. Sadece bunu kabul edip harekete geçirmemiz yeterli. Farkındalığımızı arttırmak için de kendi içimize dönmeliyiz. Bedeneimizle iletişime kendimizi açmalıyız. Nerde nasıl bir tıkanıklık olduğunu bedenimiz bize kendi söyleyecektir. Sesine kulak verip enerjisel işaretlerini duymamız yeterlidir. Pekcoğumuz bu işaretlerin üzerinde durmuyoruz. Çünkü bedenlerimizle konuşabileceğimizi düşünmüyoruz. Sonunda kendimizi cihazlara emanet ediyoruz ve onların bedenimizin lisanını anlayacağını düşünüyoruz. Oysa hangi cihaz sevgi dili konuşur? Bedenin dili sevgi dilidir. Siz sevgisiniz. Bu yüzden cihazların bedeninizi anlayacğını düşünmeyin kendinizi sevin ve iletişime açık olun. Ancak o zaman bedenimzizin ne demek istediğini net bir şekilde anlarsınız. Cihazlar sadece ilerlemiş rahatsızlıkları tesbit edebilir. Cünkü artık gözle görülebilir hale gelmiştir. Beden, lisanı anlaşılmadığı için sizin beş duyunuza hitap eder şekilde problemini anlatmaya başlamıştır. Ancak bu noktada bedeninizi anlamaya odaklanıyorsunuz. Oysa problem coktan büyümüş vaziyette. Ondan sonra da bu gözle görülür sıkıntıları ortadan kaldırmayı hedefliyorsunuz. Problemleri oluşturan kaynağı tedavi etmeyi değil. Bedenleriize eziyet ediyorsunuz. Şifa vermek bu değildir. Şifa vermek, sevgi yüklemektir. Sevgi en yüksek frekanstır. Bedene sevgi yüklediğinizde ona sıkıntı yaratan tüm düşük frekansları temizemiş olursunuz. Ve bedeniniz enerji alanını dengeler. Hücreleriniz yapısısnı dengeler. Atomlarınız titreşim hızlarını dengeler. Tüm bunlar dengelenince zaten beden şifalanmış olur.
Bizler tüm bunları gözönünde bulundurarak önce kendimizle bağlantı kurmalı ve bedenimizde oluşan problemleri görmeyi öğrenmeliyiz. Sonra da kendimize sevgi yükleyerek mevcut tüm rahatsızlıklarıortadan kaldırmayı yani enerji alanlarımızı dengelemeyi hedeflemeliyiz. Böylece ruh ve beden dengemiz oluşur. Enerjimiz vücudumuzda dengeli bir biçimde dolaşır. Şifalanmış oluruz.
Bedenimizin lisanı basittir. Hepimiz biraz farkındalıkla bu lisanı öğrenip kullanabiliriz. Problem olan bölgede ki enerji değişimi, değişik titreşimler en belirgin dikkat çekme yöntemidir. Bedeninizdeki herhangi bir organda normalde hissetmeye alışık olduğunuzdan daha yoğun bir titreşim hissederseniz o bölgede enerji dalgalanması vardır. Bunu fark ettiğiniz anda o bölgeye ve tüm vücudunuza yoğun sevgi frekansı gönderdiğinizi düşünürseniz, enerji açısından uygun tedaviye başlamış olursunuz. Bunu titreşimleri normal hissedene kadar sürdürmeniz yeterli olacaktır.



Konuyla ilgili olarak bknz alternatif Sistemle Enerji dengesi



Şimdi hepimizn rahatça kendi kendimize yapabileceğimiz,basit ama etkili yöntemleri sıralamak isterim.





1- Kesiniikle ilk başta hastalığı oluşturan zihinsel sebebi bulmak lazım,yoğun stres ,sinir v.s tekrarlaması için eski bakış açılarını değiştirmek ve sürekli olumlamalar yapmak gerekiyor.Aksi takdirde ne kadar çok çalışsakta , kısa sürede yaşayağımız ağır bir stres tekrar aynı noktaya gelmemizi sağlayabilir.Öyleki insanın kendinisin mahvetmesi bir an, düzeltmesi aylarca sürebilir.Yani diyeceğim en önemli temel şey STRES ve SİNİR’in hayatımızda çıkarılması minumum düzeye indirgenmesidir.


“İnsanları üzen eşya ve hadiseler değil, onlar hakkında sahip olduğu düşüncelerdir.” Epiktetos


konuyla ilgili bknz : http://www.turgayreiki.com/forum/sho...nsel+sebebleri

Reiki ve hastalığın anlamı http://www.turgayreiki.com/forum/sho...3600#post63600

Kanser ve reiki : http://www.derki.com/sayfalar9/kanserreiki.html


Konuyla ilgili olarak,nlp,eft gibi tekniklerden yararlanabilirsiniz.Ayrıca Reiki 2 aşamada yapılan bilinçaltı tekniklerinin de büyük faydası olacağını düşünüyorum.Bu noktada geçmişte bastırdığımız öfke duyduğumuz olayların ve insanların bir an önce zihnimizden atılması ve yeni düşünce kalıplarının zihne yerleştirlmesi oldukça önemlidir.

Kendi deneyimime gelirsem aylarca çalışıp bedenimi iyi bir hale getirip tıkanıkları açmama rağmen,kısa sürede yaşadığım sinir ve stres hali bedenimde çok ağır tıkanmalar yaratmıştır.Özellikle negatif insanlar yaptığım tartışmalar,ilerdeğim yolda moralimi bozmuş sinirlerimi harap ederek bedenimde enerji tıkanmaları yaratmıştı.Bu etki öyle güçlü ki bir anda bedenimi zehirlemiş,kasılmasını sağlayarak enerji yollarını kapatmıştı.

Yine şimdi anlıyorum ki bu olayların olmasıda yaşamındaki yaptığım hataları ve bir insanın kendi kendini nasıl mahvedebileceğini görmemi sağlamıştır.Halada o tıkanmaları açmaya çalışıyor,insanlara ve olaylara bakış açımı değiştirmeye çalışıyorum.Yani diyeceğim o ki kronik bir hastalığın şifa sürecindeki,en temel nokta stres ve sinirin kesinlikle bedenden uzaklaştırmasıdır.Bununda çözülmesi için tabiki nefes ve enerji teknikleri bedeni temizleyerek bize çok yardımcı olacaktır.

Konuyla ilgili Osho’nun zihin ve beden ilişkisi kitabınada bakabilirsiniz.
Ayrica bknz http://www.stressandyoga.com/stres1.htm
Nil gün gibi yazarların kitaplarını okuyabilirsiniz., http://www.kuraldisi.com/enerjinizi_nasi...693_29.htm




Alıntı:
KANSERİ BAKIŞ AÇILARINI DEĞİŞTİREREK YENİYORLAR

Tümüyle iyileşenler de var ama

Yaptıkları zihinsel gelişim nedeniyle iyileşmiştir. Kanser sonrası, psikolojilerini, bakış açılarını değiştirmeleri nedeniyle iyileşiyorlar. İnsan zihniyle iyileşmeyi dilemez, gücünü kullanmazsa, dünyanın en büyük doktoru ya da şifacısı onu iyileştiremez. 'Hekim yarayı sarar, gerisi hastaya kalır.' Japon bilim adamı Masaru Emoto, su molekülleri üzerine bilim dünyasını sarsan bir deney yaptı: Buz kristallerinin mikroskop altında fotoğraflarını çekti. 'Seni seviyorum' yazan buz kristali, mükemmel bir kar tanesiyken, 'senden nefret ediyorum' denen su molekülü kahverengimsi bir hal aldı. Mozart dinletti, rock dinletti, Türkiye haritası gösterdi, Amerika haritası gösterdi; suyun her veriye karşı farklı bir tepki verdiğini gördü. Bilim dünyası ayağa kalktı; insan düşünce gücüyle su moleküllerinin yapısını etkileyebiliyorsa, insan vücudunun yüzde 70'i su ise, düşünce gücümüzle vücudumuza hükmedebiliriz demektir.

Çok hayat dolu insanlar da kanser olabiliyor

Zihnimizle verdiğimiz oy bir oydur, bilinçaltımızla verdiğimiz oy 99. Çok hayat dolu gördüğümüz insanların içinde o kadar büyük öfke, kırgınlık, kızgınlık ya da nefret oluyor ki! Annem de kanser hastasıydı ve 'Sence kanser olmayı seçebilir miyim, saçma konuşuyorsun' dedi. İnsan bilinçli olarak kanser olmayı istemez ama bilinçaltı denilen koca bir dünya var.
alinti bknz aksam gazetesi








2 - Reiki,bioenerji gibi teknikleri düzenli,aksatmadan uygulayın.bol bol kendi kendine el ile tarama yapilabilirsiniz.Özellikle hastalık iç organlarda ise kalp bölgesinden aşağıya doğru çok yavaşca elinizi tarayın.Bu tıkanıklığın açılmasında gerçekten etkili oluyor.
Ayrıca sorunlu bölgede fazladan durulanabilinir.Özellikle kronik hastalıklarda enerji tıkanıkları yoğun olduğundan el pozisyonlarında daha uzun süre durmakta yarar var.Bunuda alışkanlık haline getirerek televizyon izlerken elinizi herhangi rahat bir pozisyonda rahatca tutabilirsiniz.

Ayrıca yine çift el tost pozisyonu şeklinde bir el vücudun önünde diğeri arkada olarak bekletebilirsiniz.Sorunlu bölge
üzerinde daha yoğun bir etki bırakacaktır.

Alinti:
Tam bir Reiki seansı 60 ila 90 dakika sürer. Tüm bedene ve hasta bölgeye enerji verilir. İlk kez uygulanıyorsa, üç gün üst üste uygulanması iyi olur. Kronik hastalıklar için daha sık ve yoğun Reiki uygulanır. Kaç seansta tam sonuç alınacağı, iyileşme sağlanıp sağlanamayacağı bilinemez, tıpkı tıp garanti vermediği gibi biz de veremeyiz. Bu bizim yönettiğimiz bir süreç değildir, bedenin enerjiye verdiği cevap önemlidir.


Bu süre 5 dakikadan başlayarak uzayabilir çünkü hastalık kroniktir ve uzun süreli olarak vücudumuzda birikmiştir.


Zaten zamanla enerji meridyenlerimizi temizleyerek bedensel farkındalığımız artıkça bedenimiz bize hangi bölgenin ne kadar çok enerjiye ihtiyacı olduğunu kendisi söylecektir.

Bu noktada kişiler enerjiyi hissetme konusunda kendi farkındalıkları düşük,bedenleri tıkanmaların yoğun olduğundan hissetmeleri uzun zaman alabilir.Örneğin ben 2-3 ay hiçbirşey hissetmemiştim,ancak kararlı olup enerjiyi bir alışkanlık haline getirince sonunda sadece ısı olarak hissetmekle kalmayıp enerji akışını net olarak vücudumda titreşim ve akış olarak hissetmeye başladım.

Önemli olan düzenli ve sürekli yapmaktır , yani birgün yaparım birgün yapmam gibi bir mantıkla ilerlemiş hastalıklarla mücade etmek pek mümkün gözükmüyor,buda öyle çok zorlamadan televizyon izlerken , kitap okurken eli pozisyonlar üzerine koyarak basitçe uygulayabilir.

Reiki ile ilgii uygulama ve bilgiler için : http://www.reikilink.com/reusui.htm

Uygulamalarda özellikle kronik hastalıklarda geçici bir süre bedenimzide birikmiş hastalıklar su yüzüne çıkabilir,yine bu noktada kararli olmak morali bozmamak ve çalışmayı sürdürmek önemli.Örneğin kendi yaşadığım tansiyon problemi çalışmaya başladıktan bir süre sonra dahada yükselmeye başladı gerçekten çok zorlandığımı,hatta bu süreçte korktuğumuda söyleyebilirim ama herşeye rağmen iyileşmeye duyduğum inanç sayesinde çalışarak tansiyonu düşürmeyi başarmıştım,bugün modern tıbbın baskılayarak sorunu cözdüğü,tansiyon aslinda cözülebilir,ancak tabiki hastalığın oluşum sürecine göre zaman uzayacaktır.Bu yüzden şuzaman düzelecek diye kesin bir tarih verilemez.Hastalığın tamamiyle ortadan kalkması kısa sürede sürebilecekken,çok uzun zaman alabilir.

Reiki eğitim alınarak öğrenilen bir sistemdir ,ancak yinede kendi kendinize enerjiyi aktive etmeyi deneyebirsniz.

Soru : Ben bu tip şeylere inanmıyorum , Nedir bu enerji , ruhsalmıdır , bilimselmidir ?


Genelde bu konularda pek çok insan süpheye düşüyor,çünkü ülkemizde ve dünyada bu konuları ruhsal konularla karıştırıp istismar eden malesef pek çok insan var.Ancak insanlığın tarihinden beri uygulanan,geliştirilen biyoenerji ortaçağda unutulmuş 1900 lü yillarda Yeniden rusya , uzakdoğu gibi yerlerde ortaya çıkarak pek çok insan , doktor ve bilim adamı tarafından uygulanmaktadır.Rusyada ve avrupada bilim olarak görülen bioenerji amerikada pek çok hastenede uygulanmaktadır.Mesela Ünlü kalp Cerrahı Dr. Mehmet öz gibi doktorlar uygulamaktadır.bknz http://www.derki.com/sayfalar4/reiki.html

Enerjinin bilimsel olduğuyla ilgili internet sayesinde pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz.O kadar çok bilgi varki yani bu kadar insanin hayali birsey üzerine uğraşması mantıklı değil.Ancak toplumuzda modern tıp okadar üstün birşey olarak bilinmektedir ki bazı şeylerin farklı bakış açısıyla görmek insanlar için çok zor olmaktadır.Üfürükcülere,sahtekar bitki uzmanlarına v.s değer verilirken şifanin kendi elinde olduğu insanın aklına gelmemektedir.
Konuyla ilgili bilimsel bir görüş için http://www.bioenerji.org
http://www.pozitifbeden.com/tech/bioener...-1499.html

http://www.tsev.org.tr/files/downloads/e...enerji.pdf

Bioenerji kesinlikle placebo, yani insanin kendi kendini kandırması değildir.Bazıları Ruhsal olduğu söylensede Bilimsel ve ölçülebilen birşeydir.
Ama işin gerçekliğini anlamanız için iki elinizi yavaş yavaş yaklaştırıp çekerek aradaki enerji akışını hissetmeye çalışın.Burada hastalığımızdan dolayi enerji seviyemiz düşük olduğundan hissetmemiz zaman alabilr.Bunun yaninda elinizi bedeninize koyarak hergun bekleyin vucudunuzda olan ısınma v.s şeyleri kendiniz izleyin.Burada kısaca enerji seviyesi konusunada girersek enerji meridyenlerinin akışındaki aksaklıktan dolayi hasta insanlarda doğal olarak enerji seviyesi düşük olacaktır.
Örneğin ben ilk başladığımda iki elimin arasındaki mesafe 1-2 cm kadar dı.zamanla 30 cm -1 m arası oldu , buda öyle hayali birşey değil iki el arasında hissedilebilinen ve enerji ölçen aletler tarafindan veri olarak görünebilen radyo dalgası gibi birşeydir.Buda enerjinin plecebo etkisinin olmadığının kanıtıdır. Konuyla ilgili http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=48645


Enerji bir madde değil, kendini hareketle gösteren bir kuvvettir. Örneğin, bir kar fırtınasında kar tanecikleri görülebilir ama bir çeşit enerji olan rüzgar görülemez, sadece hissedilir.
Dünyamız katı maddelerden oluşmuş gibi görünmesine rağmen aslında deniz gibi hareket halinde olan akıcı bir enerjiden oluşmuş ve onunla çevrelenmiştir.
Modern bilim, insan organizmasının sadece fiziksel bir yapı olmayıp tüm evrende olduğu gibi normal gözle görülemeyen bir enerji alanına da sahip olduğunu doğrular.
Basit şekliyle evrende canlı ve cansız diye tanımladığımız her oluşum moleküllerden, moleküller atomlardan, atomlar ise atomaltı parçacıklardan oluşmuştur. Canlı ve cansız ayrımı belki de çok şanssız bir tanımlamadır. Tüm madde ve varlıkları oluşturan temel yapıtaşı aynı olduğu ve bu yapıtaşı sürekli bir devinim ve saf bir “enerji” olduğuna göre aslında evrende “cansız” hiçbir şey yoktur. İşte varlıkları özde aynı temele bağlayan ve aynı kaynaktan besleyen bu oluşumun bütününü evrenin yaşam enerjisi olarak tanımlamak mümkündür. Doğal olarak bu enerjinin kaynağı yaradılış noktası olarak tanımlanabilir.
Bu demektir ki, biz saf enerjiyiz.


Soru :Bu konuda eğitim almalımıyım ?
Hastalık sebebiyle enerji seviyeniz düşük olabileceğinden bir eğitmen tarafından reiki yada bioenerji eğitimi alabilrsiniz, ülkemizde iyi eğitmenler ,doktorlar mevcut bknz . bkz http://www.energyturkey.org http://www.reikimaster-mindu.com/masters.html yada siz araştırın derim.Burada önemli olan şey bir kez eğitim aldıktan sonra kendi kendinize yapabilmenizindir,yani akapunktur v.s gibi seans seans para vermenize gerek yoktur.

.Bu noktada bioenerji ile reiki arasında fark olduğu söyleniyor ,reikide uyumlama yani egitmen tarafından size kısa süre enerji verilerek el verme işlemi mevcut buda 1 günlük kursla oluyor.
Kurs ücretide 100-150 ytl ve hayat boyunca birkere veriliyor.Para durumunuz yoksada yardımcı olunur.Hayatınızı değiştirebilecek güzel bir eğitim için bence hiçde önemi yok : )
Eğitmenler için bknz http://www.reikimaster-mindu.com/masters.html
.Ben kendi adıma reiki eğitimide aldım ancak daha öncedeki uygulama ile pek bi fark göremedim.Fakat bioenerji ile reiki arasında fark var diyenler var bu çok önemli olmasada eğitmen eşliğinde bu işlerle uğramanız iyi olabilir.

Kursa gitmeden kendi kendime öğrenebilirmiyim ?

Benimde öğrenmem egitmenin enerjisi yüksek olduğundan sırtımdan belli bir süre enerji vererek , tıkalı olan enerji yolunu açmasıyla oldu.Bu hayali birşey değil belli bir zaman sonra vucuduzda hissetmeye başklıyorsunuz.Kendiside eğitmensiz geliştirenler var.Burda önemli olan kendi enerjinizi değil doğadaki enerjiyi bir kanal gibi vucudunuzun içinden geçerek elinizden akması.Yani siz bir hortum oluyorsunuz kaynak doğa oluyor.Böylelikle kişi sonsuz bir enerji kullandığından sınırsız ve yorulmadan istediği kadar uygulayabiliyor.Enerjide kesinlikle hayali birşey değil rüzgar,su ne kadar gerçekse enerjide gerçektir.Ancak bu gerçekliği bedenimizle algılamamız çalışma gerektirir.

Bunu yine siz kendiniz test edin yani elinizi vücudunuza koyduğunuzda neler oluyor,rahatlıyormusunuz onları takip edin.İnsan bedeni kendi kendini düzeltecek enerji yeteneği ile yaratılmıştır.Burda kişi kendi enerjisini değil doğadaki bütün canlılara olduğu gibi kişinin bedenine doğadan dolar ve ellerden çıkar.Normalde enerji herkeste az yada çok vardır ancak hastalık v.s sebeblerden oldukça düşük olabilir,Bu noktada tıkalı enerji kanalının açılması için sırttan enerji vermek gerekir.Çok basit bir işlemdir http://www.reikilink.com/reinisiyasyon.htm konusuna bakabilrsiniz.
Ancak isterseniz eğitim için tek seferlik para verirsiniz.Eğer benim param değerli böyle şeylere paramı verilir derseniz,allta dediğimi uygulayin.Bu birazdaha uzun süren bir işlemdir.


Soru 8 : Peki uygulamak denemek istiyorum ne yapmalıyım ?

Öncelikli olarak sessiz sakin bir odaya geçin , uzanın 3-4 dakika burnunuzdan yavasca nefes alip ağzınızdan yavaşca verin,mümkün olduğunca vücudunuzu gevşetmeye çalışın , daha sonra ellerinizi
Şekildeki gibi tutarak karnınıza yada şekildeki pozisyonlardan birini koyarak en az 5-10 dakika sabit tutun ellerinizi kasmayın rahat olun kafanizda olumsuz düşüncelerden uzak tutun.Zaten zamanla rahatlayacaksınız.Çünkü enerji eft gibi tekniklerle psikolojik rahatsızlarda da işe yaramaktadır.

Bu uygulamayı hergün aksatmadan devam edin , en rahat ettiginiz pozisyonu bulun özellikle bir eliniz böbrekte diğer eliniz üste olmak üzere bizim hastalığımızda daha etkili olacaktır,ama enerjinin etkisini hissettikçe tüm pozisyonları yapmanızı öneririm.Eğer birşey hissedemessiniz bile yılmayın benim enerji meridyenleri hastalıktan dolayı kapalı olduğundan egitmenim 2-3 uygulamasına rağmen net birşey hissedemedim ancak azmim sonunda enerji akışını bütün vucudumda öyle hissettimki ben bile inanamadim.

Ayrıca kendi kendinize Kuantum dokunuşu kitabını okuyarak enerjiyi geliştirebilirsiniz

Kuantum Dokunuş / Şifa Verme Gücü


http://www.ilknokta.com/urun/86266/Kuantum-Dokunus--Sifa-Verme-Gucu--Richard-Gordon.html

Soru :Uygulama sırasında vücutta neler olur,nasıl uygulayabilirim ?
Karıncalanma,elde ısı , vücutta ısı artışı,gaz , karından sesler olabilir.İlk zamanlar hiçbirşey hissetmeyedebilirsiniz,ancak ben de olmuyor diyip bırakmamanızı tavsiye ederim. belli bir noktadan sonrada sıvı gibi aktığını hissediyorsunuz.Tabiki bu noktaya gelmeniz için hergün 3-4 saat çalışmalı ve söylenilen şeylere dikkat etmeli kendinizi bu işe vermelisiniz.


Ellerin kullanımı:
Reiki ellerimiz aracılığı ile uyguladığımız bir tekniktir. İki elimiz birlikte kullanılır ve vücudun belirli bölgelerinin üzerine yerleştirilerek her bir pozisyonda 3-5 dakika süreyle durulur. Normal bir Reiki seansı yaklaşık 60 dakika sürer. Ancak çoğu zaman vücudun bütün bölümlerini kapsayan bu uygulama yerine, temel çakraları hedef alan ve yaklaşık 30-40 dakika süren kısaltılmış uygulama yapılır. Asgari sürelere uyulması önem taşımaktadır. Reiki’ye siz ve bedeniniz alıştıktan sonra keşiflere başlayıp, Reiki’nin hislerinizi yönlendirmesiyle sizin için neyin o anda uygun olduğunu bilebileceksiniz.
Temel seans dışında özellikle rahatsızlık hissedilen bir organ mevcutsa, ellerinizi o bölgenin üstüne koyarak ekstra Reiki verebilirsiniz. Bazı önemli hastalıkların ve rahatsızlıkların Reiki ile tedavisinde değişik pozisyonlar, spesifik uygulama tekniği ve farklı uygulama süreleri vardır ve bu konuda özel çalışma, araştırma ve derinleşmeyi gerektirir. Ancak Reiki’de yanlış yapmak ihtimali olmadığından en kötü ihtimalle özel uygulamanız sadece işe yaramayabilir, o kadar.
Reiki uygulaması sırasında ellerinizi yerleştirdiğiniz bölgelerde avuç içlerinizde çeşitli derecelerde ısınma hissedeceksiniz. Bu normaldir. Genellikle bu ısınmanın derecesi ilgili çakranın ihtiyaç duyduğu ve çektiği enerjiyle doğru orantılıdır. Nadir durumlarda hiç ısınma hissedilmemesi, başkasına uyguladığınızda sizin ısınma hissetmeniz ama uyguladığınız kişinin ısınma hissetmemesi veya tam tersi görülebilir. Bütün bu durumlar normaldir ve ısınma olsun ya da olmasın Reiki çalışmaktadır.
Ellerin Duruşu:
Ellerimiz bazı pozisyonlar dışında seans süresince parmaklar bitişik şekilde tutulur. Vücuda bastırılmadan rahatça yerleştirilir. Oturarak veya yatarak kollarımızın ve ellerimizi rahatsız hissetmeyeceğimiz ve yorulmayacağımız bir pozisyon almalıyız.

DOĞRU EL DURUŞ ŞEKLİ





Baş parmaklarımızın elimize bitişik tutulması bir süre sonra sıkıntı verebilir. Bu durumda bazı açılmalar ister istemez olabilir. Bunu çok fazla sorun etmeyin. Reiki huzur içindir; Huzursuzluk yaşamanız için değil! Her an sağlanamayacak ideal koşullar olmasa bile Reiki işini bilir ve mükemmelen yararlı olur.

Uygulama pozisyonları





Bu süreçte arınma sürecine gelirsek :



Alıntı:
ilk arınma döneminde bedenimizin dışa açılan her gözeneğinden sürekli bir toksin atışı gerçekleşir:
- Aşırı terleme
- Dışkı düzeninin bozulması, renginin değişmesi
- Sık aralıklarla ve bol idrar yapma, renk değişikliği
- Geğirme, yellenme
- Öksürme, balgam çıkarma, tükürük birikmesi
- Gerinme, esneme ihtiyacı, esnemeyle gelen gözyaşı...
Bunların hepsini ya da sadece birkaçını yaşayabileceğimiz gibi, önce de söylediğimiz gibi belki de hiç biriyle karşılaşmayacağız. Ancak görülmesi normal olan bu etkiler birkaç gün içinde başlar ve azalarak genelde bir hafta içinde normale döner. Bu noktada en önemli şey Reiki vermeyi aksatmamaktır.
Dikkat edilecek noktalar:
İnisiyasyondan birkaç gün öncesinden başlayarak, tüm 21 günlük arınma süresi boyunca alkol alınmaması, aşırı yağlı, baharatlı yemeklerden ve kırmızı etten kaçınılması, çay, kahve, şeker, sigara tüketiminde mümkün olduğunca azaltmaya gidilmesi, aşırı stres ortamından mümkün olduğunca uzak durulması Reiki'nin çok çabuk etkisini göstermesi açısından gereklidir. Reiki uygulamasını gerek kendimize gerekse başkasına yapacağımız zaman kendimizin ve uygulayacağımız kişinin son 24 saat içinde alkol almamış olmasına dikkat etmeliyiz. Alkol enerji kanallarını olumsuz etkiler, Reiki’yi işlevsiz bırakır.
Arınma süresi sonrası normal yaşantımızda, sıraladığımız bu zararlı unsurların olumsuz etkileri de aşırıya kaçılmadığı sürece bir ölçüde Reiki sayesinde kontrol altında tutulabilecektir.



Reiki uygulamasında dikkat edilecek bazı başlıklar:


.Kalp hastalarında ellerinizi direkt kalp üzerine koymayın.

.Şeker hastalarında insülin seviyesini bilerek çalışın, eğer hypoglisemi (şeker değerinde normal değerlerin altına düşme) söz konusu ise Reiki vermeyin.




Ayrıca enerjiyi uygularken bedenizide sorunlu bölgeye doğru sipiral şeklinde enerjiyi döndürebilirsiniz.Bunuda vucudunuzdaki
ayak parmaklari gibi bölümleri dokunmadan hissetmeye çalışın.Zamanla kendi kendine vücudunuzda enerjiyi gezdirmeyi geliştrebilirsiniz.








3- Nefes teknigiyle öncelikli olarak nefesi diyaframa indirip aşagıdan nefes almaktır,ayrıca doğru nefesi alışkanlık haline getirmek lazım.Gerçekten tıkali bölgelerin açılmasında enerji ile beraber çok güçlü bir etki oluyor.Konuyla ilgili olarak buraya bakabilirsiniz.
http://www.uzmantv.com/konu/dogru-nefes-almayi-ogrenin
Amaç nefesin akciğerlerden diyafram nefesiyel alt bölgeye ve bütün organlara doğru gitmesini sağlamaktır.
http://www.stressandyoga.com/Yogaistatistik.htm
Ayrıca konu ile ilgili olarak nefes düzenininiz düzeltilmesi ve doğru uygulamaları öğrenmek için transformal nefes gibi eğitimlere katılabilirsiniz.




4- Bol bol doğaya çıkın güneşli rüzgarli havalarda ormana yada deniz kenarina gidebilrsiniz,büyük gövdeli ağaclarin (çınar, meşe v.s çevresinde oturun ellerinizi birbirine sürtün ve dua edergibi açın ve bol bol derin nefes alın.Güneşin bedeninze değmesine izin verin.Denize girme imkanınz varsa, denize girin bu özellikle üzerinizdeki negatif enerjinin atılmasına yarıyacak bedenin rahatlamasını sağlıyacaktır.
Ayrıca vücudun iyileşme potansiyelin çalışmasını sağlayan enerji meridyenlerinin açık olmasıdır,buda demek oluyorki enerji bedeninizi nefes ve enerji ile nekadar iyi temizlerseniz doğayla enerji bağlantınız o kadar iyi olur ve bedenin mükemmel çalışan potansiyeli ortaya çıkar.
Konuyla ilgili bknz.Doğadan ve ağaçlardan enerji alımı
http://www.turgayreiki.com/forum/showthread.php?t=5252





Alıntı:
Doğal enerjiler, beden tarafından kolayca özümsenir ve dönüştürülür. Bireyi sağlığına kavuşturma açısından bilinen bir yöntem, onu hava değişimi için deniz kenarına yollamaktır. Deniz ortamı, yaşamın dört temel elementine sahiptir. Güneşten ateş, deniz rüzgârlarından hava, denizin kendisinden su ve kuşkusuz toprak. Bireyin bedeni bu temel elementleri almaya ve şifa veren enerjilerle tüm fiziksel enerji sistemini güçlendirmeye uygundur. Bu dört element ile iletişim, bireyin dengesini yeniden kazanmasını sağlar.
Doğa ile birlikte olmak auralanmızı arındırır ve dengeler. Bir ağacı kucaklamanın sağlık açısından iyi bir alışkanlık olduğunda büyük bir gerçeklik payı vardır. Ağaçlar dinamik enerji alanlarına sahiptirler ve insanların enerji alanları ile dinamik etkileşimde bulunurlar. Her ağacın, her insan gibi kendine özgü frekansı vardır. Bu nedenle değişik ağaçlar, değişik etkiler için kucaklanabilirler. Bir söğüt ağacının altında 5-10 dakika oturmak baş ağrılarına iyi gelecektir. Çam ağaçları, insan enerjisini temizleyici bir etkileşim yaratırlar. İnsan enerji alanlarından negatif duygulan, özellikle suçluluk duygularını emer ve dengelerler. (Çam ağacı bu işlemden zarar görmez, negatif enerjileri alırken, bunları âdeta gübre diye kullanır.)






5.El ile Kulak bölgesine parmak ile el akapunkturu yapabilirsiniz.
Aslında reiki 2.pozisyonda bu etki mümkün ama yine farklı bir etkisi oluyor.Deneyerek uygulayın derim.



Refleksoloji olarak geçen bu uygulamalarda şu şekilde:
Kulaktaki her bölge vücuttaki eş organa denk gelmektedir.İğnesiz de olsa parmakla kulağa bastırmak gerçekten etki ediyor.Sizde deneyebilirsiniz.Konuyla ilgili bknz http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=79228

Akupressur, Akupunktur tedavisinde uygulanan diğer bir metodudur ve
noktalara parmak veya buna benzer herhangi bir şekildeki tazyikle yapılan mesajdır.
Vücudunuz ağrıdığında tek yapacağınız şey, kulaklarınıza masaj yapmaktır.
Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arasına alarak kulak kepçesinden başlayarak,
masaj yapın. İlk anda bazı noktalar acıyacaktır ( bunlar bedendeki
ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır),
ama kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır.
2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olacaktır,
isterseniz bu süreyi uzatabilirsiniz de.
Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklığın yayıldığını ve ağrılarınızın azaldığını hissedeceksiniz.
Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayı her zaman her yerde kendinize ve ağrısı olan yakınlarınıza uygulayabilirsiniz.
Önemli olan kulağın her noktasına dokunmanızdır. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Zira kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar




6-Bedenin iyileşmesine izin vermek için özellikle yediğiniz yiyeceklere dikkat edin ilgili organı zarar verecek yanlış beslenme,alışkanlıklarından vazgeçin.Özellikle gerektiği kadar yiyip sisteminizi zorlamayın ve bol bol su ve yeterli meyve ve sebze yiyin.Kola,asitli içecekler yapay gıdalarlardan kaçının.Hem iyileşmek isteyip hem sigara içmek yada mideyi tıka basa doldurarak yanlış beslenmek mantık dışıdır.Ayrıca hastalığınızın türüne göre ilgili organı yoracak yiyecek ve sıvı tüketiminden kaçının.




7.Doğru ve derin düzenli bir uyku düzenini hayatınıza geçirin.Çünkü uyku sırasında vücut kendi kendini yenilemekte ve pek çok pozitif değişim olmaktadır.



Alıntı:
Günde ne kadar uyku gerekli?

Bu bünyeye göre değişir. Ortalama olarak beş ve sekiz saat arasında bir zaman söz konusu. Kişi sabah kalktığında kendini kaç saatlik uykuyla zinde hissediyorsa, onun için ideal olan süre o kadardır.



Eğer kesik kesik yada uyumama sorunlarınız varsa enerji ve nefes uygulamalı ile zamanla bununda düzeleceğini düşünüyorum.

Konuyla ilgi ayrıca bknz
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/09...DD6E3B3CC.html






8.Müzik : ) Doğa sesleri ve şifa için hazırlanmış müzikleri özellikle tavsiye ederim,doğayada bakarsanız herşeyin insanın iyileşmesi ve iyi hissetmesi için tasarlanmış olduğunu görebiliriz,bu yüzdendir ki yine bir enerji olan müzik bedenimiz üzerinde pozitif etkileri gözardı edilmemelidir.Konuyla ilgili olarak geleneksel türk şifa müzikleri sitesine bakabilirsiniz. http://www.tumata.com/muzikletedavi.html
Reiki ve meditasyon müziklerinide ve Nature Sound Therapy http://www.download.com/Natura-Sound...html?tag=mncol
ayrica konuyla ilgili bknz : adli programı tavsiye ederim. http://www.indigodergisi.com/muziklesifa_02.htm




9.Mutlaka zihninizi dinlendirmek için meditasyon tekniklerini öğrenin,bu ileriki hayatınızın daha huzrulu geçmesi ve sağlıklı olmanız için gerçekten yararlı olabilir.





MEDİTASYONA BAŞLARKEN

Ne zaman yapılması gerektiği değil , sürekli yapılması önemlidir
Soluk alıp vermeyi iyi öğrenin
Meditasyon öncesi ılık bir duş alın
Duruşları doğru yapın,(Yatay ve dikey meditasyon )
Meditasyon ve ses ( yağmur, fırtına, dalga gibi doğal sesler meditasyonun kalitesini arttırır.)
Mantra ( meditasyon halinde kişinin tekrarladığı bir kelimedir.)
Meditasyona en uygun başlama yaşı 12 dir.

Hangi hallerde meditasyon yapılmaz ?

Kişi kendine muktedir olduğu sürece hastalıkta ve sağlıkta meditasyon yapılabilir

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME MEDİTASYONU
Özellikle bir hastalığın ilk belirtilerini hissettiğinizde yapılırsa etkili olur, ama eğer onu sık aralıklarla ve yoğun bir odaklanmayla yaparsanız ilerlemiş hastalıklarda da işe yarar. O ayrıca enerji alanınızı karıştıran herhangi bir olumsuzluk formunu da etkisiz kılabilir.İşte bu meditasyon :

•Birkaç dakika boş kaldığınızda, ve özellikle gece uykuya dalmadan önce son şey , ve sabah yataktan kalkmadan önce ilk şey olarak, bedeninizi bilinçle doldurun. Sırt üstü uzanın , gözlerinizi kapayın.

•Önce dikkatinizi bedeninizin değişik bölümlerinde , ellerinizde, ayaklarınızda,kollarınızda, karnınızda vs. odaklayın. Yaşam enerjisini bu bölümlerin içinde mümkün olduğunca yoğun bir biçimde hissedin.

•Her bölüm üzerinde en az 15 saniye kadar odaklanın.. Sonra dikkatinizi bedeninizde , ayaklardan başa ,baştan ayaklara birkaç kez dalga gibi dolaştırın. Bunun sadece 1 dakika alması gerekir.

•Bundan sonra , içsel bedeninizi bir bütün olarak , tek bir enerji alanı olarak hissedin. Birkaç dakika kadar bu hissi sürdürün. Bu zaman esnasında yoğun bir biçimde mevcut olun,bedeninizin her hücresinde mevcut olun.

•Eğer zihin ara sıra dikkatinizi bedenden çekmeyi başarır ve siz kendinizi bir düşüncede kaybederseniz aldırmayın. Bunun olduğunu fark eder etmez, dikkatinizi yine içsel bedene yöneltin






10-''Egzersiz: Günlük kısa yürüyüşler bile enerji artırıcı özelliğe sahiptir. Bedensel hareket, kendi enerjisini üretir. Yorgunluktan bitap düştüğünüz, canınızın kıpırdamak bile istemediği bir günde, kendinizi zorlayıp 15-20 dakika bile yürüdüğünüzde ya da hafif bir egzersiz yaptığınızda canlandığınızı hissedeceksiniz. Deneyin, görün. Egzersiz fiziksel ve zihinsel sağlık için, sağlıklı beslenmek kadar önemli.
Yoga, Pilates, Qigong, Tai Chi gibi günlük sakin egzersizler de enerji artırıcıdır.''Alinti

Birde eğer vücut pozisyonunda yanlış bir duruş var, düzgün enerji akışının kazanılması için doğru duruşun kazanılması gerekiyor,konuyla ilgili olarak
Bknz: Aleksander Tekniği :
http://www.minidev.com/atip/tip_alew.asp




11.Hergün kendinize olumlama yapın,hastalığın düzeleceğini imgeleyin iyileşmeye kalbinizle inanın,icinizden hergun iyi olacağınızı tekrarlayın,unutmayın insanin kendi potansiyeli yanında hastalıklar çok basit kalabilir.
Bknz : http://www.hipnoterapi.com/yimgelem.htm
ayrica bknz Relaksoloji
http://www.egemeta.com/Trk/Books/iig.asp


Hücrelerinizin içindeki trilyonlarca protein reseptörlerinin gerçekte algı filtreleri olarak hizmet ettikleri bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Düşünceleriniz, imgelemeleriniz ve tutkularınız doğal olarak DNA yı ve hücresel davranışı değiştirir.



Ruhsal Yaşam Kuralları


Bunu takip eden yedi yıl, Kyoto kentinin varoşlarındaki bir şifahanede, hastaları iyileştirmek için çalışır. Amacı, tedavi ettiği dilencileri tekrar topluma kazandırıp, çalışmalarını sağlamaktır. Fakat bir süre sonra tedavi ettiği dilencilerin tekrar şifahaneye geri döndüğünü fark eder. Usui sarsılmıştır, kendi kendine bu kişilerin neden yeniden buraya döndüğünü sorar. Ve Usui, fiziksel bedenin hastalık belirtilerini iyileştirdiğini, fakat yeni bir yaşam tarzı aktaramadığını fark eder. Bu durum onu Ruhsal Yaşam Kuralları'nı oluşturmaya yöneltir:

Özellikle bugün özgür ve mutlu ol.

Özellikle bugün sevin.

Özellikle bugün korunmaktasın.

Şuurlu olarak anı yaşa.

Bereketleri müteşekkirlikle kabul et.

Aileni, öğretmenlerini ve büyüklerini say.

Ekmeğini dürüstçe kazan.

Başkalarını kendin gibi sev.

Her şey için müteşekkir ol ve tüm canlılara karşı sevgi dolu davran.
Kronik Hastalıklarda Çalışma metodu
Unutmayalım ki başımıza ne gelirse gelsin bu hayatta herzaman daha da kötü durumda olan insanlar olacaktır,herşeye rağmen sağlığımız bozulsada şükretmek ve bütün bunların hayat yolculuğumuzun bir parçası olduğunu ,kendimizi suçlamak yerine yaşamı olduğu gibi kabul etmek , öfke duyguduğumuz insanları olayları affetmeli içimizde biriken negatif düşünceleri bedenimizden attığımız gibi,zihnimizdede atmalıyız.


Bütün bu anlatıklarım, gözünüze çok zor gibi görünsede aslında uygulamaya geçirilip alışkanlık haline getirildiğinde yemek içmek nefes almak gibi bir hal alır.Zaten kronik bir hastalıkla başa çıkmakta bu şekilde olur.


Özellikle arınma sürecinde bedende birikmiş olan tıkanıklar sizi biraz zorlayabileceğinden ailenizden birilerininde Reiki eğitimi alarak size destek olmasında yarar olduğunu düşünüyorum.
Belli bir sürede enerji seviyesi çok düşük olacağından enerji desteği bir uygulayıcı tarafından alınabilinir.

Umarım kronik hastalıklarla uğraşan benim gibi insanlara güzel birşeyler verebilmişimdir.Sizlerde deneyimlerinizi paylaşırsanız bu yolda yürüyen insanlara yardımınız olur diye düşünüyorum.
Konuyla ilgili sizde ekleyeceğiniz birşeyler varsa mutlaka ekleyin elbette yeni teknikler yeni düşüncelerle zenginleştirilebilir.

Eğer bütün bu dediklerim ve sizin kendi bulduğunuz olumlu yöntemler kararlı ve düzenli bir şekilde bütüncül olarak uygulanırsa,bence hiçbir kronik ağır hastalık bunun yanında çok uzun süre bedende kalamayacaktır : )

Sonuç olarak kronik bir hastalığı vücudumuzdan tamamiyle atmak zor ve imkansız gözüksede olsada hayatımızda yapacağımız bazı değişikliklerle güzel sonuçlar alacağımıza inaniyorum.Elbetteki bu hemen olamaz yıllarca unutmuş olduğum bedenimizi bir anda mucizeyle tamamen düzeltmek biraz hayalidir,şifanın gelmesi bu yüzden çok uzun zamanda sürebilir,işte kişi bu noktada sabırlı ve hergün hic usanmadan düzenli olarak çalıştığında mutlaka güzel sonuçlar alacaktır.

Yine Kronik bir hastalık olan ms konusunda,çaresiz denilen hastalığı yenmiş birisi tarafından güzel ve anlamlı bir röpartajın oldugu linke bakabilirsiniz. http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/09...DD6E3B3CC.html




Alıntı:
Beden gözle görünen ruhtur ve ruh gözle görünen bedendir. Beden ve ruh hiç ayrılmaz, birbirinin parçasıdır, bir bütünün parçalarıdır. Bedeni kabullenmelisin, bedeni sevmelisin, bedene saygı duymalısın, bedene minnettar kalmalısın…
Beden var olan en karmaşık mekanizmadır – tam anlamıyla bir şaheser! alinti OSHO – Beden ile zihni dengelemek







Kainatin küçük bir hali olan insan bedeninde,hertürlü iyileşme mekanizması mevcuttur.Amaç doğadan kopardığımız bedeni yeniden doğaya açmaktır.Şifa bizdedir,evrendedir : )
Herşey içimizdedir başka yerde aramayalım,gülmeyi ve şükretmeyide unutmayalım,ve umudumuzu kaybetmeden sabırla çalışalım,koptuğumuz doğaya ve doğamıza dönelim,derim : ) Sevgilerle

yardimci linkler :

http://kendikendinetedavi.blogspot.com

http://www.derki.com/sayfalar4/reiki.html

http://zsg.gen.tr/yazilar/dr_zhi.htm

http://www.minidev.com/atip/tip_ased.asp

http://www.reikiturkey.org
www.eftturkey.com

www.drakupunktur.com




http://www.reikilink.com/reiki.htm http://www.bioenerji.org http://www.reikiturk.com http://www.reikilight.net http://tr.wikipedia.org/wiki/Reiki